Cüneyt Kaya

Tadilat..
biri beni onarsın n’olur çırak ya da kalfa, usta lüks olur onarsınlar beni niçinse niçin kullanışlı değilsin diyorlar hiç kimse için rol yaparsam musa diyorlar yapmazsam firavun bana beni buradan alın dünya narkoz ısmarlıyor yaramaz çocuklara hangi öfkeyi kaldırsam kendime rastlıyorum, hayret boşuna mı diyorum beni onarın ne merhemler sürdüm, geçmiyor sancılı hayat zengin kalkışıyla kalkmayan gördün mü dünyadan, göremezsin bir selam gönderir mi gidince gıyaben tanıştığımız hayat beni biri onarsın n’olur ağzım doluyken anlamıyor beni kainat imreniyorum, nazar değmesin her bahar bakıma giriyor tabiat dünya bir hızlı tren tıklım tıklım vagonlar, -uyumsuzlara yer yok- yine de her istasyon görülesi beni onaranın, olurum kırk yıl kölesi Eyüp Akyüz
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Anna..
Biz her seye, esirgeyen ve bagislayan, çokça esirgeyen ve çokça bagislayan, hep esirgeyen ve hep bagislayan Rabbin adiyla baslayan adamlariz Anna. Büyücülerin, haramilerin, borsacilarin, reklamcilarin, korsanlarin, isgalcilerin, bankacilarin elinden kurtulmamiz da bundan. Sanayi devriminde bile, karanlik, rutubetli, çok bagirisli, çok nefessiz, çok sabahsiz, çok asksiz, çok çiçeksiz, çok nesesiz, çok kitapsiz bir fabrikada hayatta kaldik sirf bu yüzden. Piyasalarin hinçla dolu inis çikislarina kalbimiz dayaniyor bir sekilde. Kalbimiz derken, ilk gençligimiz, sakalimiz, bir kasetiniki yüzüne de ardarda kaydedip dinledigimiz sarkimiz diyorum aslinda. Iste böyle yasiyoruz ve yasamak da sana dair uzayip giden bir özleme dönüsüyor. Insaf et Anna! Gidelim buradan. Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarindan kalma sirlari, dünyanin bütün sabahlarini yanimiza alip da gidelim. Hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim. Ölelim diyecektim az kalsin. Ölmeyelim. Hiç ölmeyelim Anna. Sarilalim diyecektim az kalsin. Içimden böyle seyler de geçiyor iste. Sarilalim, dudaklarin… Tamam sustum. Gitmek istemezsen bir siir miktari kadar otursak diyorum. Siir kalsin istersen, sadece otursak. Oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut. Ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak. Yüzüme bak ama Anna, yüzüme bak. Gözlerime bak, gözlerimin içine bak. Gözlerim biraz karanlik. Içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapilari yumruklayislar, cipralexler, Turgutlar, Edipler, Sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen basagrilari, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmisliklar var. Gözlerim biraz yorgun. Içinde bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler, bekleyisler… Bekleyisler Anna. Köylü çocuklarin parasiz yatili sonuçlari mesela. Nisanlisi askerde
Şiir
Sarıl bana..
Kirli ve kopuk sesler var aramızda suç bu. …gecenin ortasından bir garson geçiyor, bir bardak bölüyor karanlığı… Bak, bir kağıtta notlar var, sana yazılan “ben şimdi uzaklarda bir fırtınayım gece geçen tren seslerine karışan.” Uzak ve kirli sesler var aramızda suç bu. …baharı ve kışı özlüyorum aynı anda sonra yaşlanıyorum giderek sandalyeleri çağrıştırıyor bu müzik bana… Bak, şiirin ortasından bir garson geçiyor, lavanta kokuları ve ilk günler geçiyor ayrılığın ortasından bardaklar ve çaylar geçiyor hatta. Kirli ve üzgün sesler var aramızda salon ışıklı, bazen gölgeli… garson fraklı, piyanist yelkenli, sen eskiden… sen eskiden… kırılganlığım geçiyor odalardan suç bunun da adı. Bak, bütün tınılar isyan
Şiir
Hasret..
Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli, Belini sarmayalı, Gözünün içinde durmayalı, Aklının aydınlığına sorular sormayalı, Dokunmayalı sıcaklığına karnının. Yüz yıldır bekliyor beni Bir şehirde bir kadın. Aynı daldaydık, aynı daldaydık. Aynı daldan düşüp ayrıldık. Aramızda yüz yıllık zaman, Yol yüz yıllık. Yüz yıldır alacakaranlıkta Koşuyorum ardından. Nazım
Şiir

Cüneyt Kaya

, bir kitabı okumaya başladı
Zeki Bayhan
9.4/10 · 15 okunma