Zorba, varoluşun ve hayatın anlamını sorgulatan felsefi bir roman. Yazarın önsözde bahsettiği, etkilendiği kişilerden olan Buda ve Nietzsche'ye karşı ortaya koymaya çalıştığı kendi gerçekliği aslında Zorba. Bu bağlamda; Zorba'yı tanıdıkça aklıma Nietzsche'nin Zerdüşt'deki üstinsanı geldi. Bu düşüncemin bazı eleştirmen dostlar tatafından aynen kabul gördüğünü anladım. Zorba da, Nietzsche'nin üstinsan figüründeki insan sevgisi, eğlence anlayışı, kahkaha naraları ve dansı yüceltmesiyle Zerdüşt'dekine benzer bir yaşam felsefesi benimsemiştir.
Üstinsan öğretisiyle ezbere karşı çıkış, insan ve kadına bakış açısı, neşeli, dansçı kahraman özellikleri aynen Zorba'da karşımıza çıkmaktadır. Zerdüşt ve Zorba sürünün hakimiyetine boyun eğmeme konusunda toplum dayatmalarına, köhnemiş zihniyete karşı mücadele verip öfke duyarlar. Ve yalnızdırlar.
Zorba, sanat, felsefe okumuş kısaca okuryazar insanın temsil ettiği bir ruhtan ziyade, yaşamın içindeki ateşten beslenen bir ruhtur. Onun kuralları, öğretileri yoktur. Zorba, bilgeliği ve özgür ruha sahip oluşunu, en başta, vatan, millet, din, dil, Tanrı gibi bağlarını koparıp, bunlardan kurtulmasına borçlu olduğunu söyler. Onun için Yunan, Bulgar, Türk aynıdır. Önemli olan iyi ve kötüdür. İçindeki yaşam sevgisi, neşesi ve sadece ânı yaşamaya odaklanması ile Zorba'dan alacağımız dersler var.
Bütün övgülere, yaşam kılavuzu olarak özgür ruhlu bilge kişilik atfına rağmen Zorba'nın da tam olarak, üstinsan makamına ulaşamadığı farklı pencereden bakanlar için yadsınamaz bir gerçek. Örneğin; esasında kırsal, kaba, hayata sadece bir çerçeveden bakabilen, düz, derinliği olmayan, kendini ifade edemeyen, cahil bir karakter. Kadınlar hakkında doğru gözlemleri olmasına rağmen düşünceleri genel anlamda sıkıntılı, cinsel obje ve zayıf yaratıklar onun