Aramızda zamanın çok öncesinden gelen görünmeyen bir bağ mevcuttu. Hani bazen birinin varlığı size alışılmıştan daha ötede bir yakınlık hissi verir ya. İşte öyle bir duyguydu bu.
Tek bildikleri, duvarın betonunun soğukluğu, demirlerin ağırlığı, kapıların gıcırtısıydı. Her gün bir yıl gibiydi; günleri uzun upuzun bir yıl. Saatler ilerlemiyor, zaman burada bir bataklığa saplanmış, çırpındıkça daha da derine gömülüyordu. Sabahın ışığı pencereden sızdığında, bir önceki günün aynısı başlıyordu; aynı ranzalar aynı günler aynı sessizlik ya da aynı gürültü. Günler birbiriyle yarışıyordu adeta hangisi daha ağır daha bitmez olacaktı diye.