Sonsuzluk peşinde ölümle savaşan akıl cücesi
Her uzvunun emrinde, ölmüş beyin hücresi
Bu dünyada deli dediklerinin oysa nicesi
Aklın velisi , Allah katında yüceler yücesi ..
Zamanı gelir elbet başka kalplere dokunuruz.
Dokunuruz, başka tenlere sokuluruz yine.
Yeryüzünde kayboluruz, kibrimizde boğuluruz.
Başka dudaklarla öpüşürüz yine.
Gökyüzünde buluşuruz, Ankara'yla bozuşuruz.
Mahinur bir çehrenin seyrinde yazıyorum sana...
Postalanmayacak olan bu mektubu...
Kalemin ve kelamın sahibine hamd ile başlıyorum;
Evveli ve ahiri tüm zamanların sahibine senalar olsun...
Sen!..
Ey kader diye ilk tanıştığım adem!
Kusura bakma başka bir hitap bulamadım sana...
Aslında bağrımın müebbet hapishanesinde...
Sana ne hitaplar var da...Boş ver!
Ben susayım bu cezaya, sen yine duyma!..
Haydi kum gibi dökül hülyalarımdan...
Kanadı firakla cilalanmış turna olup uç mazimin semasından...
Paslı kalemimin ucunu aç...
Batır derine...
Daya iliğe...
Ve çıksın bir feryad ile cümleye teslim edilmemiş feryadlar..
"
“…duaya kalksın elim, başım şükre uzansın
sesim dudaklarıma mahpus iken, uyansın
ve matem kuyusundan çekeyim ellerimi
toplayayım yerlere düşmüş hayallerimi
kapkaranlık dünyama bir ışık yakan gözler
bana, benimmiş gibi hasretle bakan gözler.”