Bugün artık onu, beni en çok sevmiş olan en değerli sevgiliyi içime gömmüş olmaktan ötürü, büyük bir ürküntüye kapılıyorum. Ben onun mezarıyım. Toprak hiçbir şey değil. Ölüm. Filizler ve sürgünler, ağzımdan fışkırıyor. Onunkiler. Alabildiğine açık göğsümü güzel kokularla dolduruyor. Yeşil ve tatlı bir canerik, sessizliği şişiriyor. Ölüm sessizliği. Arılar, gevşek ve pörsük göz kapaklarının altındaki sıvılaşmış ve akmış göz bebeklerinin bulunduğu göz çukurlarından çıkıp kaçışıyor. Barikatların üzerinde vurulmuş bir yetişkini, genç bir kahramanı yiyip bitirmek ve sindirmek hiç de kolay bir şey değil. Güneşi hepimiz severiz. Ağzım ve parmaklarım kanlar içinde. Etini dişlerimle parçaladım. Normal olarak kadavralar kanamaz, seninki ise kanıyor.
On dokuz Ağustos bin dokuz yüz kırk dörtte, barikatların üzerinde, bahar sürgünlerinin altında öldü ve bu, benim ağzımı kanlar içinde bıraktı.