...
eylülde geliyorsun
haziranda ayrılık oluyor bakışların
bazan umut ekiyorsun yollara
bazan karanlığa çekiyorsun ömrümü
bir kartalın, kanadı kırılan kelebeğe
dalgın bakışı gibi
bir yangının ağustos böceğini
ansızın yakışı gibi
yakarken yüreğimi
gittikçe büyüyen çığlıklarıma
nasıl böyle sessiz kalabilirsin
bir gün kum saati devrilir gülüm
üveyikler yuvasında vurulur
penceremde sönen mum
dalgın bir lale gibi yeşerir pencerende
gözlerimin rengine boyanır kaldırımlar
bir gün beni, sevdalı yiğidini
o mermer kalbine anlatmak için
ayaklanır gül bekleyen kumrular
...
seni benim kadar sevecek olan
başını taşlarda çürütmelidir
yarasına dikenleri sarmalı
kalbinde dağları yürütmelidir
...
sana benim kadar tutulmak demek
vurulmak demektir kartallar gibi
tâcını, tahtını kaybetse bile
gülümseyebilmek krallar gibi
seni benim kadar sevecek olan
ruhunu kapından kovabilir mi
seni benim kadar sevemeyenler
seni benden fazla sevebilir mi
...
henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk
kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık...
sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin
o Celâlî uykudan uyanmadın, uyanma
düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma
sevda suya karışır, sızar kan dağlarına
köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar
yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına
ırmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar
her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar
bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu
sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu
sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi
yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi
sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde
sen henüz bir oltaya takılmadan derinde
karalar bağlamadın; beni anlayamazsın
o kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın
...