Her birimiz geçmiş dertlerimizin ürünüyüz; endişeli olduğumuzda da gelecektekilerin... İnsan olma hastalığının muğlaklığına ve belirsizliğine, birçok belirgin başkası eklenir; tüm bunlar bize, yaşamın mutlak bir emniyetsizlik hali olduğunu, büsbütün geçici olduğunu, kazai cinsten bir varoluşu temsil ettiğini haber verir. Ama yaşam bir kaza ise, birey de kazanın daniskasıdır o zaman.
Arkasında ebediyet bulunsa zaferin bir anlamı olabilirdi; zamanın hüküm sürdüğü, üstelik ne talihsizliktir ki bizzat zamanın tehdidi altında olduğunu bir dünyada, artık hiçbir anlamı yoktur zaferin.
Kendimiz hakkındaki muazzam iyi düşüncelerimizi yaymak elimizde olsaydı, ya da günün her saatinde elimizin altında bir yaltakçı bulunsaydı, psikiyatriye konu kalmazdı.
Hiç kimse olduğundan da yaptığından da emin değildir. Meziyetlerimizle ne kadar dolduruşa gelirsek gelelim, endişe kemirir içimizi ve onu aşmak için aldatılmaya, nereden ve kimden gelirse gelsin onay görmeye razıyızdır.
İnsanların dayanak noktalarına ihtiyaçları vardır; her ne pahasına olursa olsun, hatta hakikat hilafına kesinlik isterler. Kesinlik dinçleştirici olduğundan ve yalanlığını bile bile onsuz yapamadıklarından, onu elde etme çabalarından hiçbir kuruntu alıkoyamayacaktır onları.