Söylediğinize göre, Tanrı beni güzel yaratmış, öyle yaratmış ki, güzelliğimden etkileniyor, elinizde olmadan beni seviyorsunuz.
Bana gösterdiğiniz sevgiye karşılık olarak da, diyorsunuz ki, hatta istiyorsunuz ki, ben de sizi sevmek zorunda olayım. Tanrı'nın bana verdiği anlayış gücüyle,
güzel olan her şeyin sevilebileceğini biliyorum; ama güzel olduğu için sevilenin, kendisini seveni, sevildiği için sevmek zorunda olmasını anlayamıyorum.
Üstelik, güzeli seven çirkin de olabilir; çirkin olan da sevilmemeye layık olduğuna göre, "Güzel olduğun için seni seviyorum; çirkin olduğum halde senin de beni
sevmen lazım," demesi, çok saçma olur. Ama güzellikler eşit olsa bile, sırf bu yüzden isteklerin de eşit olması gerekmez; her güzellik aşık etmez; bazılarına bakmaktan
hoşlanılır ama istek uyandırmazlar, her güzellik aşık etse, istek uyandırsa, kalpler karmakarışık olur, yolunu şaşırır, nerede duracaklarını bilemezlerdi.
Oysa derler ki, gerçek aşk bölünmez, kendiliğinden olur, zorla olmaz. Madem öyle, ki ben öyle olduğunu düşünüyorum, niye benim, sırf sevdiğinizi söylüyorsunuz diye,
zorla sevmemi bekliyorsunuz? Söyleyin, Tanrı beni güzel değil de çirkin yaratmış olsaydı, beni sevmiyorsunuz diye size sitem etmeye hakkım olur muydu?
Üstelik şunu da düşünmeniz gerekir ki, sahip olduğum güzelliği ben seçmedim. Tıpkı yılan, onunla öldürse bile, tabiat vermiş olduğu için, sahip olduğu zehir yüzünden
suçlanamayacağı gibi, ben de güzel olduğum için azarlanmayı hak etmiyorum. Namuslu kadında güzellik, tecrit edilmiş ateş, keskin kılıç gibidir; yaklaşmayanı birincisi
yakmaz, ikincisi kesmez. Şeref ve meziyetler, ruhun süsüdürler, onlar olmazsa, bedeni güzel olsa bile, güzel görünmemesi gerekir. Dürüstlük bedeni ve ruhu en çok
süsleyen, güzelleştiren meziyetlerden biriyse, güzel olduğu