HK

HK
@Cubone
Mandalinaların portakalların çocukları olmadıkları söyleniyor
Söylediğinize göre, Tanrı beni güzel yaratmış, öyle yaratmış ki, güzelliğimden etkileniyor, elinizde olmadan beni seviyorsunuz. Bana gösterdiğiniz sevgiye karşılık olarak da, diyorsunuz ki, hatta istiyorsunuz ki, ben de sizi sevmek zorunda olayım. Tanrı'nın bana verdiği anlayış gücüyle, güzel olan her şeyin sevilebileceğini biliyorum; ama güzel olduğu için sevilenin, kendisini seveni, sevildiği için sevmek zorunda olmasını anlayamıyorum. Üstelik, güzeli seven çirkin de olabilir; çirkin olan da sevilmemeye layık olduğuna göre, "Güzel olduğun için seni seviyorum; çirkin olduğum halde senin de beni sevmen lazım," demesi, çok saçma olur. Ama güzellikler eşit olsa bile, sırf bu yüzden isteklerin de eşit olması gerekmez; her güzellik aşık etmez; bazılarına bakmaktan hoşlanılır ama istek uyandırmazlar, her güzellik aşık etse, istek uyandırsa, kalpler karmakarışık olur, yolunu şaşırır, nerede duracaklarını bilemezlerdi. Oysa derler ki, gerçek aşk bölünmez, kendiliğinden olur, zorla olmaz. Madem öyle, ki ben öyle olduğunu düşünüyorum, niye benim, sırf sevdiğinizi söylüyorsunuz diye, zorla sevmemi bekliyorsunuz? Söyleyin, Tanrı beni güzel değil de çirkin yaratmış olsaydı, beni sevmiyorsunuz diye size sitem etmeye hakkım olur muydu? Üstelik şunu da düşünmeniz gerekir ki, sahip olduğum güzelliği ben seçmedim. Tıpkı yılan, onunla öldürse bile, tabiat vermiş olduğu için, sahip olduğu zehir yüzünden suçlanamayacağı gibi, ben de güzel olduğum için azarlanmayı hak etmiyorum. Namuslu kadında güzellik, tecrit edilmiş ateş, keskin kılıç gibidir; yaklaşmayanı birincisi yakmaz, ikincisi kesmez. Şeref ve meziyetler, ruhun süsüdürler, onlar olmazsa, bedeni güzel olsa bile, güzel görünmemesi gerekir. Dürüstlük bedeni ve ruhu en çok süsleyen, güzelleştiren meziyetlerden biriyse, güzel olduğu
Sayfa 123·Kitabı okudu
Reklam
Eksikliklerimizi başkalarının sahip olduğu şeyler üzerinden tanımladıkça kötü hissederiz.
Sayfa 181·Kitabı okudu
Keyfin yerinde, kalabalık bir caddede ıslık çalarak yürüyorsun. Ve bir anda yoldan geçen birisi sana hakaret etmeye başladı. Sen bu duruma çok şaşırıyorsun. Şimdi bu senaryoya iki farklı şekilde devam edelim: Birinci senaryoda sana hakaret eden kişi seni tanıyan birisi, ikinci senaryoda ise hayatın boyunca hiç karşılaşmadığın birisi olsun. Hangi durumda daha çok üzülürdün? Benim başıma böyle bir olay gelse, beni tanıyan birinin bana hakaret etmesi canımı çok sıkardı. Çünkü beni tanıyor, söylediği şeyler tamamen benimle ilgili olabilir. Oysa ikinci senaryoda "Sanırım problemleri olan birisi, hiç tanımadığı insanlara hakaret ediyor," der ve yoluma devam ederdim. Birinci senaryonun daha can yakıcı olmasının sebebi, olayı kişiselleştiriyor olmamız. Çünkü bana yapılan tamamen benimle ilgili diye düşünüyorum ve olayın sorumluluğunu üzerime alıyorum. Ancak yaşanılan birçok olayda, durum bizimle ilgili olduğundan daha çok bunu yapan kişiyle ilgilidir.
Sayfa 177·Kitabı okudu
Bir insanın gelişebilmesi için yaşaması gerekir.
Sayfa 153·Kitabı okudu
Aslında bu keşkeler anlamsızdır, çünkü insan yapması gereken şeyi yapıyor. Ama her zaman bizim koşullarımızı zorlayacak insanlarla ve durumlarla karşılaşabiliyoruz. Burada şunu fark etmek önemli; zihnimiz suçluluk döngüsüne girdiği zaman, bu rüzgarlara kapılmadan, "yapmam gerekeni yaptım", "nereden bilebilirdim ki" , "elimden gelen buydu" gibi karşı argümanları suçluluk döngüsünü kırmak için kullanmalısın
Sayfa 172·Kitabı okudu
Reklam