Evimin balkonunda otururken geçmiştin hayatımdan. Öylesine sakin bir akşam üstü ve hiç olmadığı kadar sessizdi sokak. mahallede incik boncuk satıp dondurma parası çıkarmaya çalışan küçük kızların sesleri yoktu. Yaz mı bitmişti. Hava mı soğuktu. Her pazar sen bakardın onlara balkondan. Ellerine tutuşturduğun parayla senin arkandan zıplayarak bakkala giderlerdi. Sen evden içeri girene kadar hep seni izlerdim acaba sen mi daha mutlusun çocuklar mı diye. Yoksa eve girişini dört gözle bekleyen ben mi. Elimde bir gazete. Üstünde toprak izleri var. Evden giderken beraber büyüttüğüz sabırla çiçek açmasını bekleyip açtıramadığımız o bitkiyi de almışsın. Beni hatırlamak için mi götürdün onu da. Yoksa benden mi sakındın kendin gibi. Gazeteyi de hiç okumam biliyorsun ama ortamın sessizliği katlanılmazdı. Sahi kelimeleri mi okuyordum yoksa sensizliğimin çığlığı mıydı. Katlanamıyordum ayaklarımın sallanması dursa gözlerim kaçıyordu bi yerlere. Okudum. Sensizliğimi... gözümden düşen tek katre göz yaşı bu kadar çok mu ıslatırdı eski bir gazeteyi. Sessizsin. Konuşmuyor buzdolabındaki beraber çekildiğimiz fotoğrafımız. Gözlerinin içinin gülmesi hiç bu kadar cigerlerimi yakmamıştı. Nefes alırken anılarımız batıyordu ciğerlerime gülüşlerin nefesin sarılmaların sessizliğine dayanamıyorum nolursun konuş diyorum ama... Amalarım kifayetsiz