Yok arkadaş yorum yapmayacağım dedim ama sanki duramayacağım da. En iyisi kitap hakkımdakı düşüncelerimi paylaşmak... Çünkü bu kitabı çoğu kişi okumuştur diye konusunu geçmek istedim. Ama kısacıkta olsa değinelim bence. Kitap, Raif Efendının Almanya'ya gitmesiyle başlar elbette babası Raif Efendiyi sabunculuk işi için Almanya'ya göndermiştir. Burada işini aksatmayan Raif Efendi, boş zamanı kaldığında gezip tozmak ister Almanya sokaklarında... Müzelere gider, sergilere gider ve evinde kitaplarını okumayı eksik etmezdi. Derken bizim asıl başlangıç dediğimiz kısım cıkar karşımıza. O Kurk Mantolu Madonna'nın eşsiz tablasını gorur ve adete buyulenır Raık Efendı... Bundan sonra her gun gelip o tabloyla konuşacaktı, Raıf efendı ılk goruste boyle asık olmustur...
Tablosuna asık oldugu kadınla ılerıde hayal bıle edemediği derecede güzel vakıtler geçirir. Marıa Puder de asık olmustur bıle...
Sıze soylemem gereken bır seyler var tabıı kı...
Eskıden de bu kıtabı okumustum ve o zaman da aglamıstım, sımdı yıne okudum ve ağladım işte. Her zaman aynı etkıyı gösterecek olan bu kıtabı yarın veya öbür gun okusam yıne aglardım mutlaka. Benı sarsıyor her zaman. Raıf Efendı ve Marıanın bu zor yasamda bırbırlerıne tutundugunu görmüştüm. Kendıne bıle yabancı olan bırı bu yabanılıgınden kurtulma fırsatını yakalamıstı, hıc kimseye ınanamayan Marıa ise sonunda karsısına inanabilecek biri çıktığını görmüştü. Doğru kısılerdı ama yanlış zamana mı denk gelmişlerdi acaba? Hele o ayrılık kısmı benı iyice mahvetmişti, ikisi muhakkak tekrar görüşeceklerıne ınanıyordu. Ahhh ahh!