SUSTUĞUM YERDE
Gül ile kül arasında bir yaşam. Adımları zamanın ötesine geçmiş gibi hızla ilerledi Filiz. Bir üst sokağında cadde boyu gökdelenler bir alt sokağı açlık kokan sokaklar... Hayatın altının üstünden daha iyi olmadığını nerden biliyorsun? Mevlana durağı... Otobüs gelir elbet gelir, Filiz beklemeye başladı ve yine düşünmeye... Doğru durakta beklemenin önemini hep çok düşünmüştür.
Savaş çayı demlemiştir ve o entellektüel bıyıklarının altından yudumlamıştır bile...
Bu Savaş... Kimsesiz bir adamdı. Filiz ona kendince bir kimlik vermeye çalıştığında ise Filiz'e karşı o her zamanki nezaketli tebessümü bir anda kaybolmuş yıllar içinde çukurlarşacak izler belirivermişti iki çatık kaş arasında Filiz'e dönüp, Filiz ben bu dünyaya kaos icin geldim. Salt mutluluk için değil. Acılar bende isyana, sorgulamaya ve yıkmaya dönüştü. Hayat bana evsiz insanlar gösterdi Filiz. Her gün dayak yiyen çocuklar... 10 yaşında çocukların adam olmuş ifadelerini gösterdi. Ben bu pasajda mutlu çocukluk geçirmedim. Gecirene de rastlamadım. Sen aynı şemaları oluşturmadın zihninde ve biliyorum ben seni mutlu edemem. Mutluluk peşinde olduğunu söylemiyorum ama insansın önünde sonunda mutsuz zamanlar seni hırpalar. Sosyalizm bugün bir trend topic olarak bazılarının dilinde ama bu bir yaşam biçimi ve bu dayanışmaya öyle ha deyince de girilmiyor. Her şey yakıp yıkılmadan seni hanende prenses olarak oturtmamı mı bekliyorsun? Seni iliklerime kadar işledim belki ama sen de benim kavgamdan sonrasın. Benim adım savaş. Belki en güzel şiirler yine de çıkar bir Savaştan kim bilir? O an yutkunamamıştı
Umut kötü Filiz. Benim ayarım kaçmasın iyisi mi? Çayı ile ağzını ıslattı. Ben de Nazım Hikmet olmak isterdim. Henüz vakit varken derdim belki sana... Belki Paris yanıp yıkılmadan derdim o zaman... Ama Paris