Öyle bir zehir ki bu çok sevmek.
Bütün kötülüğü çok severek yapıyoruz birbirimize.
Öyle miktar belirtmeden sadece dümdüz sevemiyoruz
Ya çok sevicez her şeyden çok sevicez
Ya da etimizle kemiğimizle nefret edicez…
Hayvanlar öldürmek için saldırır. Yaralayıp da salmak insana mı has? Ya yaralayıp yarasıyla oynamak? Kanırtmak, kanatmak, iyileştirmek, yeniden kanatmak… Oymak yaralarını, kemiklerini kırmak, öylece bırakıvermek…
“Bugüne kadar demek hiç mühendis gelmedi köyünüze… Hayret, bu eğimli araziye nasıl yaptınız bu yolları?”
“Eşeği yükler salarız bayıra, onun yürüdüğü izi düzler yol ederiz. Eşek bulamadık da bu sefer, o yüzden haber salıp mühendis çağırdık. Yorduk seni, kusura kalma.”
RASTLANTI
Sonra birden gökkuşağı beliriveriyor. Sesini duyuyorum. Düş mü, gerçek mi ? Sen olamazsın.
Dönüyorum.
Oradasın.
Üstelik gözlerinde gökkuşağının bütün renkleri.
Sevinmemeli. Sevinci belli etmemeli. Şöyle sıradan bir merhaba. Sokakta herhangi birine rastlamışcasına.