"Peki ya ben senin yokluğuna nasıl dayanacağım, ben sensiz nasıl yaşayacağım Gün Işığım?" Ağlamaklı sesi ve dolu gözleri beni kahrediyordu ama bu engelleyebileceğim bir şey değildi. Keşke normal olsaydım.
"Zaman," dedim ve ağlamamak için kendime bir nefes molası verdim. "her şeyin ilacıdır."
Ağlayarak kafasını iki yana salladı. "Zaman hiçbir şeyin ilacı falan değildir. Zaman yarayı kapatmaz, yaraya alıştırır. Ben senin yokluğuna alışmak istemiyorum Gün Işığım."
Sesi sonlara doğru iyice kısılmıştı. Kendime engel olamadım ve ağlamaya başladım.
Arman eliyle göz yaşlarımı sildi. Her ne olursa olsun ağlamama kıyamıyordu. Peki ben ona nasıl kıyabilirdim ki bu durumda? Sıkıca sarıldım ona. Başını boynuma gömdü ve ağlamaya devam etti.
Saçlarını okşadım yone küçülmüştü kollarımın arasında, yine rollerimiz değişmişti. Rollerimizin değişmesinden nefret ediyordum. Ağlayan taraf ben olayım o her zaman dimdik, güçlü dursun istiyordum. Hiçbir şey üzmesin, incitemesin onu.
Şu hayatta yalnızca iki kadın sevmişti. Biri ben biri de annesi... ve ikisine de veda ediyordu aynı sebepten dolayı. Her şey aynısı gibi olmuştu. Aynı adam, aynı acımasızlık ve aynı masum küçük bir çocuk...
Sırf bu yüzden bile yaşamak için her şeyimi verebilirdim. Onu tekrar yapayalnız bırakmamak için...
Boğum bir ses geldi Arman'dan. "Özür dilerim." Ağlamam şiddetlendi Armanınki ile birlikte. "Dileme sevgilim, sen özür dileyecek bir şey yapmadın ki."
"Koruyamadım," Beni daha sıkı kavradı bırakmak istemeyerek. "Ben yine engel olamadım."