Okudukça Ethica’yı merak etmemi sağlayan kitap. İster istemez kitaba önyargım birazcık yazarın bilindik görüşlerine göre şekilleniyor. Spinoza o önyargının pek iyi şekillenmediği yazarlardan biri. İlk başta aynı düşüncelerde olmam beni epey şaşırttı. Hatta kitabın giriş kısımlarında pek ütopik, gerçekçi olmayan bir yol izlemek istediğini söyleyebilirim. Bu arada çeviri hakkında şunu söylemeden geçemem bana çok fazla yeni kelime kazandırdı. Giriş epey güzeldi. Kitabın ortalarına doğru farketmeye başladım, çok fazla ters düştüğümüz yer olacaktı. Bazen durumları tek yönlü değerlendirdiğini farkettim. Ya da ben çok yönlü düşündüm bilmiyorum. Yinede çok takılmadan devam ettim. Monarşi üzerine bölümüne gelince endişelenmeye başladım. Distopik modelleri, yenilir yutulur olmayan bir yönetim anlayışını geliştiren bir yerdi. Bu bölümde sadece danışma kurulundan bahsederkendi iletişim trafiği hoşuma gitti. Bu kitapta anarşizmin felsefi temellerinde bahsettiğimin tersine bi durum vardı. Eskiyi direkt savunan bir dil mevcuttu. Nüfus planlamaları gibi birkaç konu kısa dönemli ele alınmıştı. Spinoza’nın temel amacı siyaseti “insan doğası, duyguları, rasyonelliği” üzerinden açıklamaktı. Bence siyaset hukukun doğal bir sonucudur ama onun için hukuk siyasal düzenin bir sonucudur, temeli değil. Hukuk burada biraz geriye atılmış, güç istenci ve siyasi anlayış öne geçmiş gibi. Kitabın son kısmı… cinnet geçirten o kısım. Korktuğumun başıma geldiği kısım. Spinoza kadınların dahil olması hakkında -genel yönetime- pek parlak fikirlere sahip değil. Kadınların sadece yönetildiği kısımla ilgileniyor anlaşılan. Son kısım hakkında daha fazla yazmak istediğim bir şey yok. Demek ki zaman, dönemin yozlaşmasını kıracak kadar ilerlememiş daha diye düşündürttü.