Spoiler
Verity, daha ilk sayfadan itibaren beni içine çeken ve bir an bile elimden bırakmama izin vermeyen bir kitap oldu. Ben de o kadar güçlü bir merak uyandırdı ki soluksuz okuyup bitirdim. Colleen Hoover gerçekten çok başarılı bir atmosfer kurmuş; sürekli bir huzursuzluk, tedirginlik ve “bir şeyler yolunda değil” hissi okudukça fazlasıyla okuyucuya geçiyor.
Karakterlerin hiçbirinin tamamen masum ya da tamamen iyi olmaması kitabı daha da etkileyici kılıyor sanırım. Hepsi bir şekilde “sıkıntılıydı”. Lowen’a çoğu zaman gıcık oldum. Jeremy’i sevdiğimi düşündüğüm anlar oldu ama başından beri üzerinde sanki “iyi karakter” maskesi varmış gibi bir his de hiç kaybolmadı içimden. Belki Verity’nin yazdıklarını okudukça Lowen gibi her şeyin altında başka bir anlam aramaya başladığımdan biraz paranoyaklaştım, emin değilim.
Verity’nin otobiyografik taslağı kitabın en çarpıcı ve en kan dondurucu kısmıydı. Okuması zor, sindirmesi daha da zor ama aynı zamanda en merak uyandıran ve en sürükleyici bölümlerdi kesinlikle. Rahatsız edici olmasına rağmen okumaktan en çok keyif aldığım kısımlar da bu bölümler oldu.
Final konusunda ise tam anlamıyla ikilemde kaldım. Mektuba inanmak istedim ama bir yandan da içime asla tam olarak sinmedi. Hangisi gerçekti, hangisi kurgu, neye inanmalıyım hâlâ bilmiyorum. Hatta bir noktada her şeyin aslında Jeremy tarafından yapıldığı ve Verity’ye yıkıldığı gibi daha büyük bir ters köşe bile bekledim ama hikâye çok daha gri ve rahatsız edici bir yerde kaldı, ki bence bu kitabı daha da başarılı kılıyor. Belki de kitabın en güçlü yanı sana net bir doğru vermemesidir.
Ayrıca gerilim tarafı gerçekten çok başarılıydı. Bazı sahnelerde fiziksel olarak gerildiğimi hissettim. Lowen’ın yavaş yavaş paranoyaklaşmasını okurken onu çok net anladım, hatta kendimi onun