"Evet, her şeye rağmen seviliyordum... fakat bu bana kâfi gelmedi, istedim ki çok, pek çok sevileyim, kendi sevdiğim kadar değilse bile - çünkü buna imkan yok- ona yakın seveyim. bu kadar sevilmeye benim hakkım var mıydı? Zannetmem...Sevmenin, kendini sevdirmenin de bir yolu var, değil mi Kâmran? Halbuki ben bunları hiç bilmiyordum."
senin sarı çiçeğin - taş atmak için söylemiyorum inan bana madem ki seni mesut etti ben hayalimde onunla barışıyorum- kim bilir ne kadar cazibeli bir kadındı? kim bilir sana ne güzel şeyler söylüyor, ne güzel mektuplar yazabiliyordu?
-Ne kadar da tabiatınızı değiştirmişsiniz. Eskiden sizi uyandırabilmek için pancurlarınıza yazın avuç avuç çakıl taşı, kışın bir yığın kartopu atmak lazım gelirdi.Siz de biraz Anadolulu olmuşsunuz. Ben orada, bu saatte kalktığım vakit: "Tembel, insan üstüne güneş doğurur mu?" Diye beni ayıplarlardı
İlahi kızım, bunlar koskoca gelinlik kızlar. Sokakta başı açık gezecek değiller ya.
Aman Yarabbî, bu on, on ikişer yaşındaki solucan gibi soluk, renksiz çocuklar mı yetişkin kız? Ben, hakikaten çok tuhaf bir yere düşmüşüm.
Böyle olmakla beraber bir dereceye kadar sevindim. Bunlara gelinlik kız diyenler bana elbette evde kalmış ihtiyar gözüyle bakacak, kimse artık çocuk diye eğlenmeyecektir.