Ben bir Uygur Türküyüm. Böyle bir yazıyı tekrar kaleme almak istemezdim; ama zorlandım, mecbur bırakıldım. Sizin karşımızda üç maymunu oynuyor oluşunuz, suskunluğunuz ve görmezden gelişiniz beni bu satırlara iten neden. Evet, şu an burada rahat nefes alıyorum ama benim arkamda kalanlar ne olacak? Onların nefesi tıkanmışken benim rahatıma nasıl sevinirim? Siz şimdi bana “Neden buradasın? Git, savaş o zaman” diyecek olabilirsiniz. Elimde değil. Ailem, hayatım beni buraya bağlıyor. Daha doğmadan Türkiye topraklarına zorla getirildim; kaderimin ipleri benim iradem dışında çekildi. Ben de isterdim kardeşlerimden ayrı düşmeden, acılarına ortak olarak yaşamak. Ama bazen her şey elimizde değil. Size asıl söylemek istediklerim ise çok daha başka: Neden bizi görmüyorsunuz? Neden kulaklarınız kapalı, gözleriniz ışıksız? Orada bize neler yapıldığını anlatmaya çalışıyoruz bize tecavüz ediliyor, çocuklarımıza zarar veriliyor, inancımızın prangalarla, işkencelerle, eziyetlerle değiştirilmek istendiği söyleniyor. Bizim sesimiz niçin boğuluyor? Niçin dünyanın geriye kalanını gördünüz de bizi görmediniz? Hidra’nın dediği gibi: “Dört yanında petrol olan Arap devletlerini es geçip de nasıl diyorsun ‘Araplar kan ağlıyor!’” Siz bizim hem soyumuzsunuz hem din kardeşimiz; buna nasıl göz yumarsınız? Bu çifte standart nasıl bu kadar kolay kabulleniliyor? Benim acım, sadece bireysel bir acı değil köklerime, geçmişime, onuruma yapılmış bir darbedir. Gözlerinizin önünde yok sayıldıkça yüreğimiz daha çok sızlıyor; sözcükler kifayetsiz kalıyor. Biz sustukça zalimlerin eli güçleniyor, vicdanlar uyuşuyor. İnsanlığın ortak dili merhametken, sizler neden sadece bazı acılara karşı sızlıyorsunuz? Hangimiz insan değiliz ki? Hangimizin kanı, çocuğunun çığlığı aynı değil? Sizden istemiyorum kahramanlık ya da