Qalib

“Neredesin ya?” dedim hıçkırıklarımın arasından. “Aptal Ba­ ran... Neredesin?” Ona öyle çok ihtiyacım vardı ki... Onun kaybı hakkında bile onunla dertleşmek istiyordu ruhum. Onu nasıl bulabileceğimi bile ona sormak istiyordum. Yaşananları anlatmak, kendimi ona
Sayfa 25·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
25 MartElindeki bardağı aldığını sırada diğer elinde tuttuğu kimliği­ me bakıyordu. “Derin Mavi,” dedi. “Güzelmiş ismin. Hangisini kullanıyorsun?” “Derin,” diye mırıldandım. Kimliğimi tam bana uzatıyordu ki kaşlarını çattı. “25 Mart,” dedi. “Doğum gününe üç gün kalmış. Şimdiden kutlu olsun.” “Teşekkürler,” diye mırıldandım. O söyleyene kadar doğum günümün yaklaştığının farkında bile değildim. Üç gün sonra on sekizinci yaşıma giriyordum ve şu an kara­ koldaydım. On yediye harika bir veda... Muhteşem bir kapanış. “Bu arada ben Aziz Ata,” dedi elini uzatarak. “Pek iyi bir tanış­ ma olmadı ama... memnun oldum.” Güldü. “Ben de memnun oldum,” diye mırıldandım, bana uzattığı elini tuttum ve hafifçe sıktım. O güne dair hatırladığım son birkaç şeyden biriydi bu an. Sonrası hızlı bir jenerik gibi aktı gitti. Aziz Ata ile tanışmam, an­ nemin telaşla gelmesi, ifademin alınması, şikâyetçi olduğuma dair birkaç belge imzalamam ve oradan çıkışımız... Annemin yüzünde korkuyu görebiliyordum. Bana karşı his­ settiği kaybetme korkusuyla benim herhangi biri tarafından in­ citilme ihtimalim birleşince onu içten içe delinmişti. Karakola gelip de beni gördüğü ilk ana kadar kendi kendini nasıl da yiyip bitirdiğini yüzündeki ifadeden okuyabilmiştim. Biz onunla öyle zor şeyler yaşamış, öyle büyük bir karmaşadan kaçmıştık ki nasıl anlatırsam anlatayım eksik kalacaktı. Benim için onunla yaşadığımız her şeyin özeti, ilk duyuşta ne kadar an­ lamsız gelirse gelsin bir tabak pilavdı. Bir büyük tabak, tereyağlı pilav.
Sayfa 19·Kitabı okudu
Alıntı
babamın zul­ münden çekip götürdüğü o gün, 15 Şubat 2012 hâlâ dün gibi aklımdayken onun kızı olarak ne yapmalıydım? Annem olsa ne yapardı? “Ben...” diye mırıldandım ve az önce beni zayıf görüp tehdit eden Yiğit’in korku dolu gözlerinin içine baktım.
Sayfa 1·Kitabı okudu
Alıntı
Telefonu kapatıp ekranda bir şeylerle uğraşırken yanımızdan geçip giden herkesin gözleri yine bizim üzerimizdeydi. Dersliği­ mize doğru ilerleyen Biyoloji öğretmenimiz Fulya Özkan bizi ko­ ridorda görüp de bir terslik olduğunu anlayınca çatık kaşlarla bir bana, bir de Yiğit’le yanındaki yabancıya baktı. Fulya Hoca’nın bizden birine neler olup bittiğini sormasını beklerken onun dudaklarından ne Yiğit’in ne de benim ismim çıktı. Seslendiği isim bambaşkaydı. “Aziz Ata?” dedi sorgulayan bir ses tonuyla. “Hocam!” Bakışlarım şaşkınlıkla Yiğit’in yanındaki siyah gömlekli genç adama kaydı. İsmi buydu, Aziz Ata. Peki kimdi de öğretmenler tarafından bile tanınıyordu? “Ne oluyor çocuğum, seni geçen sene mezun etmedik mi biz?” Fulya Hoca gülerek konuştuktan sonra kaşlarını çatıp bana döndü. “Sen iyi misin, Derin? Neden sınıfta değilsiniz?” Ben henüz söze girememişken Yiğit konuşmaya başladı. “Hocam, sınıfa dönmek istiyorum ama bu arkadaş izin vermi­ yor, kolumu da bırakmıyor gördüğünüz gibi.” Aziz Ata denen çocuk gülerek başını kaldırdı ve Yiğit’e yanlış kişiyle uğraşıyorsun, der gibi baktı. “Hocam, arkadaşın benimle bir işi var. Az önce kızı köşeye sıkıştırmış tehdit ediyordu da kendisi... Ağabeyimi aradım. Bir sorgulasınlar da aklı başına gelsin.” Fulya Hoca kınayan bakışlarını Yiğit’e çevirdi. “Oğlum, bu son senen ya! Yakacak mısın diplomanı? Niye uğraşıyorsun arka­ daşınla? Derin, sen iyisin değil mi?” “Ben iyiyim,” dedim bir kez daha. “Tamam, o zaman ben rica ediyorum Aziz,” diye söze girdi Fulya Hoca, “bunca yıllık öğretmenin olarak... Unutulsun mev­ zu. Çocuğun da senesi yanmasın.” “Hocam,” dedi Aziz Ata öfkeyle, “kızı evine gelirim, kapıdan da camdan da girerim, diye tehdit ediyordu.” kS IM ıl Beni
Sayfa 17·Kitabı okudu
Alıntı