Telefonu kapatıp ekranda bir şeylerle uğraşırken yanımızdan geçip giden herkesin gözleri yine bizim üzerimizdeydi. Dersliği mize doğru ilerleyen Biyoloji öğretmenimiz Fulya Özkan bizi ko ridorda görüp de bir terslik olduğunu anlayınca çatık kaşlarla bir bana, bir de Yiğit’le yanındaki yabancıya baktı. Fulya Hoca’nın bizden birine neler olup bittiğini sormasını beklerken onun dudaklarından ne Yiğit’in ne de benim ismim çıktı. Seslendiği isim bambaşkaydı. “Aziz Ata?” dedi sorgulayan bir ses tonuyla. “Hocam!” Bakışlarım şaşkınlıkla Yiğit’in yanındaki siyah gömlekli genç adama kaydı. İsmi buydu, Aziz Ata. Peki kimdi de öğretmenler tarafından bile tanınıyordu? “Ne oluyor çocuğum, seni geçen sene mezun etmedik mi biz?” Fulya Hoca gülerek konuştuktan sonra kaşlarını çatıp bana döndü. “Sen iyi misin, Derin? Neden sınıfta değilsiniz?” Ben henüz söze girememişken Yiğit konuşmaya başladı. “Hocam, sınıfa dönmek istiyorum ama bu arkadaş izin vermi yor, kolumu da bırakmıyor gördüğünüz gibi.” Aziz Ata denen çocuk gülerek başını kaldırdı ve Yiğit’e yanlış kişiyle uğraşıyorsun, der gibi baktı. “Hocam, arkadaşın benimle bir işi var. Az önce kızı köşeye sıkıştırmış tehdit ediyordu da kendisi... Ağabeyimi aradım. Bir sorgulasınlar da aklı başına gelsin.” Fulya Hoca kınayan bakışlarını Yiğit’e çevirdi. “Oğlum, bu son senen ya! Yakacak mısın diplomanı? Niye uğraşıyorsun arka daşınla? Derin, sen iyisin değil mi?” “Ben iyiyim,” dedim bir kez daha. “Tamam, o zaman ben rica ediyorum Aziz,” diye söze girdi Fulya Hoca, “bunca yıllık öğretmenin olarak... Unutulsun mev zu. Çocuğun da senesi yanmasın.” “Hocam,” dedi Aziz Ata öfkeyle, “kızı evine gelirim, kapıdan da camdan da girerim, diye tehdit ediyordu.” kS IM ıl Beni