Qalib

parmak, bu tehditkâr konuşmalar ve bu öfke bir anda babama dönüşüverdi sanki. Farkında olmadan bir anlığına titreyip ken­ dime gelmeye çalıştığımda yabancı bir ses doldurdu kulaklarımı. “Ne yapıyorsun ulan sen?” Bir el, Yiğit’i kolundan tuttuğu gibi sertçe çekip benden uzaklaştırdı. Ben ne olduğunu, ne yaşadığımı bile anlamlandıramazken çocukluğumdaki kötü anılarıma dönen zihnim yüzünden donup kalmıştım. Yiğit’i karşımdan çekip alan öfkeli sesin sahibi uzun boylu, koyu kumral saçlı, hafif kirli sakallı ve ela gözlü birisiydi. Üzerindeki mandarin yaka siyah gömlek ve siyah kot ceketle öğ­ renci olmadığı her halinden belliydi. Yine de yüz hatları da sesi de yabancı gelmiyordu. “Sen kimsin!” dedi Yiğit öfkeyle. “Sen kimin kolunu çekiyor­ sun, kime ulan diyorsun?” “Asıl sen kimsin?” dedi karşısındaki genç adam. “Kızı köşeye sıkıştırmış tehdit ediyorsun, parmağını sallıyorsun. Ne sanıyor­ sun ulan sen kendini? Evine girerim, camdan da girerim, kapıdan da girerim ne demek? Bekle ama sen.” Elini ceketinin cebine götürüp çıkardığı son model telefonun­ da bir numara tuşladı ve telefonu kulağına koydu. Açılmasını beklerken bir yandan Yiğit’in kolunu tutuyor, bir yandan da göz ucuyla bana bakıyordu. “İyi misin sen?” diye sorduğu an duvara yaslandığımı, kork­ muş gibi köşeye sindiğimi fark ettim. Kendime gelip başımı sal­ ladım. iyiyim... “Alo,” dedi telefona doğru, “abi ben okuldayım... Diplo­ mamın aslını almaya geldim de burada bir olaya şahit oldum. Ekip gönderir misin? Aynen. Bir erkek öğrenci, bir kız öğrenciyi köşeye sıkıştırmış tehdit ediyordu, müdahale ettim. Anlatırım de­ taylarını.”
Sayfa 16·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
bazı derslere test çözmek istiyorsak katılmama hakkımız vardı. Sınıfta yaşananlar beni bunalttığı an yerimden kalkıp çıkmak bulabildiğim tek yoldu. Kütüphaneye doğru ilerliyordum ki bir el kolumu sıkıca tuttu. Kaşlarımı çatarak arkamı döndüğüm an yanımda öfkeyle biten Yiğit’i gördüm. “Bir saniye, bir saniye,” dedim, o bana bağırmaya devam eder­ ken, “müzik dinliyorum, duymuyorum. Sesini kısayım da öyle bağır bağıracaksan.” Bu tavrım onu daha da öfkelendirmiş olacak ki ben telefonu­ mu çıkarıp yavaş yavaş müziğin sesini kısarken o öfkeden kıp­ kırmızı olmuş bağırmaya devam ediyordu. Müzik sesi kısıldıkça onun sesi yükseliyordu ve artık onu duyuyordum. “Barana kimbilir ne yaptın, sıra bana mı geldi? İftira atmanın da bir bedeli olacak ama! Bunu unutmayacağım, müdüre gitmekle kalmayacağım, hakkında iftiradan suç duyurusunda bulunacağım!” Harika, artık okulda bir düşmanım vardı. Yiğit upuzun bo­ yuyla önümde durmuş bana bağırıp duruyor, kontrolünü giderek kaybediyordu. “Kanka gel buraya ya!” diye seslendi arkadan gelen arkadaşla­ rından biri. “Bırak beni!” Yiğit, arkadaşının kolundan kurtulup bana doğ­ ru bir adım attı. “Bak kızım,” dedi parmağını bana doğru sallayarak, bense onu umursamazca izlemeye devam ediyordum, “sanma ki karşı cinssin diye sana karşı kibar olurum... Evini de biliyorum, annenin işye­ rini de. İstediğim saat çıkar gelirim. İstediğim kapıdan da, cam­ dan da girerim...” Bir yandan üzerime doğru yürüyor, bir yandan parmağını sallıyor, bir yandan da beni tehdit ediyordu. Korkmuyor olma­ ma rağmen yaşadığım bu anın beni geçmişe götürmesi, bir an­ lığına bulunduğum andan alıkoyuverdi. Bana doğru sallanan bu \(-> Kul Kcni
Sayfa 15·Kitabı okudu
Alıntı
Kulaklıklarımı çıkardığımda onlar da bana bakıyordu. Bu sınıftaki kimseyle yıldızım barışmamıştı bir türlü, belki de haklıydım. “Eee,” dedim soğukkanlı bir vurguyla, “açık açık söylesene is­ mimi. Baran en son benim yanımda görüldü, üstelik tartışıyor­ duk, polisin ilk sorguladığı kişi de ben oldum, evet.” Yiğit huysuz bir bakışla söze girdi, “ismini söylememe bile ge­ rek yok ama çok istiyorsan söyleyeyim, Mavi.” “İsmim Derin,” diye düzelttim onu. Son bir ayım kâbustan farksız geçtiği için duyduğum, gördü­ ğüm her şey tahammül sınırlarımı daha da zorluyordu. Oturdu­ ğum sırada ayağa kalkıp Yiğit’e öfkeyle baktım. “ismim Derin ve Baran benim de arkadaşım. Sizin, beni suçla­ yıp suçlamamanız umurumda bile değil. Sen...” dedim ve öfkeyle devam ettim, “insanlara iftira atmadan önce geçen sene bu kızın cüzdanını sırt çantasından nasıl çaldığının hesabını ver...” “Ne?” dedi, başımla gösterdiğim sarışın. Alya ilçenin en zengin ailelerinden birinin kızıydı. Geçen sene, bir beden eğitimi dersi sonrası cüzdanının çalındığını söyleyip ortalığı ayağa kaldırmıştı. Alya’nın cüzdanını çalanın Yiğit olduğunu kendi gözleriyle gören tek kişi bendim. Oysa o zamanlar acımıştım ona. Ailesinin durumunu bildiğim için bir anlık bir hata yaptığını düşünmüştüm, sesimi çıkarmaya gönlüm razı olmamıştı. Ama madem savaş istiyordu, savaşırdık. “Ne cüzdanı?” dedi Yiğit hırsla. “Tahminim tuttu,” dedi sınıftan bir başka ses. Arka planda Hilal Yiğit’e, Yiğit bana hesap sorarken ve diğer­ leri ortalığı sakinleştirmeye çalışırken ben rahat bir tavırla eşya­ larımı topluyordum. Çantamı güzelce yerleştirip kulaklıklarımı da kulaklarıma taktım ve kaosu arkamda bırakıp sınıftan çıktım. Tanıdığım ve tanımadığım öğrencilerin arasından geçip kü­ tüphaneye doğru ilerledim. Son sınıf öğrencisi olduğumuz için
Sayfa 14·Kitabı okudu
Alıntı

Qalib

, bir kitap okudu
Puan vermedi·160 syf.·
7 saatte okudu
·
2025 5. kitabı
Miraç Çağrı Aktaş
6.8/10 · 11,5bin okunma
“İyi, senin aptallığınla daha fâzla uğralamayacağım. Her ar­ kadaşlığın belli bir süresi olduğunu söylediklerinde hiç ihtimal vermemiştim ama doğruymuş, bizimkinin süresi bitti. Hoşça kal, Mavi. Kendine iyi bak... Ya da ne yaparsan yap.” Geniş kapı, zil sesi, gelip geçen insanların gürültüleri, uğultulu konuşmalar ve hepsinin ortasında bir noktada aklımda yankıla­ nıp duran o cümle: “Hoşça kal, Mavi.” “Hoşça kal, Mavi. ” Canımı nasıl yakacağını o kadar iyi biliyordu ki ben artık onun için, “Mavi”ydim. İsmim, Derin Mavi. Derin annemin seçimi, Mavi ise babamın. Herkes bana doğduğum günden beri, “Derin” diye hitap ederken bana, “Mavi” diye seslenen tek kişi babamdı. Ve onun bana seslendiğini duymayalı on yıldan fazla olmuştu. Ben uzun zamandır Derindim. Mavi, benim acılarımın ren­ giydi çünkü bana her zaman babamı hatırlatıyordu. Bir ay öncesinin anılarından sıyrılıp ana döndüm. Ben sıramda oturmuş müzik dinlemeye ve önümdeki deftere yazmaya devam ederken teneffüsten dönenler bir bir yanımdan geçiyor, sıralarına yerleşiyorlardı. Kulaklıklarımdaki son ses müziğe rağmen binle­ rinin hakkımda konuştuklarını hisseder gibi oldum. Onlara fark ettirmeden telefonumun sesini kıstım ve etrafımdaki konuşmaları dinlemeye başladım. “Kanka öyle deme,” diyordu bir erkek sesi. Müziği biraz daha kıstığımda kimin konuştuğunu anladım. Yiğit’ti; Baran’ın ben­ den bağımsız arkadaşlarından birisi. Benimse hiç muhatap olma­ dığım bir tip. “Kanka öyle deme, herkesten her şey beklenir. En son görül­ düğünde kimin yanındaydı, kiminle tartışıyordu herkes biliyor. Polisin bile ilk sorguladığı kişinin kim olduğunu duyduk.” Evet, hedef bendim. Başımı kaldırıp yan sırama yaslanmış benim hakkımda konuşan beş kişinin yüzlerine nefretle baktım. II
Sayfa 13·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam