Qalib

Sınıf soğuk. Camdan içeri yansıyan güneş ışıkları bu büyük dersliğin içinde beklediğini bulamıyor, kaybolup gidiyor. Her yer gri, her yer kasvetli. Koca sınıfın ortasında tek başımayım. Kendi sıramda oturmuş, uzun siyah saçlarımın altına sakladığım kulak­ lıklarımda çalan şarkıyı dinliyor, “Ve o veda sana hediyem olsun, beni unutama, " diyen şarkının sözleri içime işlerken ister istemez onu düşünüyorum. Baranı. Bugünün tarihi 22 Mart. Baran ın kaybolmasının üzerinden tam bir ay geçti. Onu en son gördüğüm tarih 22 Şubattı. Yine burada, okul duvarlarının arasındaydık. Koridor boyunca tartışa­ rak ilerlemiş, okulun kapısına ulaştığımızdaysa tartışmamız alev­ lenmişti. “Bencilsin, Derin,” demişti bana. “Kendinden başka kimsenin fikirleri umurunda değil.” Ona umursamazca bakmış, “Aynen öyle,” demiştim. “Ken­ dimden başka kimsenin fikirleri umurumda değil, Baran. Ha, ay­ rıca... benim bencil olduğumu düşünüyor olman da umurumda değil.” Biz tartışırken yanımızdan geçip giden tüm öğrencilerin göz­ leri üzerimizdeydi. * Hedonutopia, Harika.
Sayfa 12·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ben Derin Mavi Sezer. On yedi yaşımın son günlerinde, içinde olmayı hiç de dilemediğim bir meselenin içindeyim. En yakın arka­ daşlarımdan biri, çocukluk arkadaşım Baran Bağcı tam bir aydır ortada yok ve en son görüldüğü yer, benim yanım... Baran en son burada, okulumuzun büyük siyah kapısının önünde benimle tartı­ şırken görüldü. Doğru duydunuz, benimle tartışırken... Ve sonra puf... Bir anda ortadan kayboluverdi. Tartışma konumuz bana göre çok basitti aslında. Son üç yıldır birlikte bir okul dergisi çıkarıyorduk: MÜREKKEP. Ve tartışma se­ bebimiz, biz mezun olduktan sonra dergiyi devredeceğimiz öğrenci grupları hakkında bir anlaşmaya varamamamtzdı. Bana kalırsa her şey çok basitti, sorunsuzdu. Fakat dışarıdan gö­ rünen tablo bambaşkaydı. Diğerlerine göre Baran, benimle gürül­ tülü bir tartışma yaşadıktan hemen sonra ortadan kaybolmuş ve bir daha da görülmemişti... Okulda pek de sevilen biri değildim ve artık binlerinin gözünde çocukluk arkadaşımın ortadan kaybolmasının sebebiydim... Oysa bir gün ortaya çıkacak gerçek herkesin inandığından o ka­ dar başkaydı ki, kimse tüm bu olan bitenin evimin duvarında asılı eski bir fotoğraf çerçevesine bağlanacağını asla tahmin edemezdi... Ben bile.
Sayfa 10·Kitabı okudu
Alıntı

Qalib

, bir kitap okudu
10/10
·90 syf.·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2025 04:49
·
2025 4. kitabı
George R. R. Martin
8.4/10 · 196 okunma
kalmayacak." "Babanızın size söylediği şey güzel ve iyi bir tavsiye," dedi Dunk. "ancak bu size Osgreylerin nehrini alma hakkını vermiyor." Dul, örgüsünü bir kez daha çekiştirdi. "Sanırım Sör Eustace size nehrin kendisine ait olduğunu söylemiş." "Yaklaşık bin yıldır," dedi Dunk. "İsmine Damalı Nehir denilmiş. Burası çok açık." "Evet öyle." Örgüsünü bir değil, iki değil tam üç kez çekiştirdikten sonra tekrar konuştu: "Manderlyler kıyılardan bin yıl önce sürülmesine karşın, Mander Nehri, hala Mander ismiyle anılıyor. Son Gardener Ateş Tarlası'nda ölmesine rağmen Yüksekbahçe hala Yüksekbahçe. Casterly Kayası Lannisterlar ile özdeşleşmiştir ancak ortada Casterly hanesinden hiç kimse yok. Dünya değişir sör. Bu Damalı Nehir, At Nalı Tepesi'nden doğar ki en son baktığımda tepenin hepsi benim arazilerim içindeydi. Ve nehir de öyle. Üstad Cerrick, ona belgeyi gösterin." Üstad, üzerinde durduğu yüksek yerden aşağı indi. Adam, Dunk'tan yaşça pek büyük değildi ancak gri renkli cübbesinin ve boynundaki zincirin yarattığı kasvetli hava, üstadı tam tersine yaşlanmış gösteriyordu. Elinde eski bir parşömen vardı. "Alın kendiniz görün sör," dedi üstad elindeki parşömeni açıp Dunk'a doğru uzatırken. Kale duvarı kadar kalın kafalı gerzek Dunk. Dunk yüzünün tekrar kızardığını hissetti. İhtiyatlı bir şekilde parşömeni üstadın elinden alıp kağıttaki yazılara dik dik baktı. Yazının tek kelimesi bile Dunk'a bir anlam ifade etmiyordu ancak parşömenin en altındaki süslü imzanın yanında yer alan balmumundan mührü tanımıştı; Targaryen Hanesi'nin üç kafalı ejderhası. Kral'ın mührü. Bir çeşit kraliyet fermanına bakıyor gibiydi. Kafasını sanki okuyabiliyormuş gibi parşömenin bir köşesinden diğerine doğru çevirdi. Bir süre süre sonra da, "Şurada bir kelime var ama çıkaramadım," diye mırıldandı. "Egg,
Sayfa 70·Kitabı okudu
Alıntı
"Zeki çocuk. Eğer bu kadarını biliyor isen, toprak sahibi şövalyelerinin bağlı oldukları lorddan izin almadan cezalandırma hakkının olmadığını da biliyorsun demektir. Sör Eustace Standfast'i Lord Rowan adına yönetiyor. Bennis kan akıttığı an kralın sulh kanununu çiğnemiş oldu. Ve bu yüzden de yargılanmak zorunda." Dul, yüzünü Dunk'a döndü. "Eğer Sör Eustace Bennis'i bana teslim eder ise, onun sadece burnunu keserim ve konu burada kapanır. Ancak eğer Standfast'e gidip onu almak zorunda kalırsam, sonuç aynı olmaz." Dunk aniden midesinde rahatsız edici bir çalkantı hissetti. "Ona söyleyeceğim, ancak Bennis'i asla teslim etmez," dedi tereddüt ile. "Bütün bu sorunlara baraj sebep oldu. Eğer sevgili leydi barajın yıkılmasına razı gelir ise—" "İmkansız," diye kestirip attı Leydi Rohanne'in yanındaki genç üstad. "Donukhendek, Standfast'in yirmi katı kadar daha fazla köylüye ev sahipliği yapıyor. Hanfendimizin topraklarında buğday, arpa ve mısır ekili ki hepsi de kuraklıktan dolayı solmuş halde. Yarım düzine meyve bahçesinde elma, kayısı ve üç çeşit armut ağaçları dikili. Yavrulama zamanı gelen ineklere, beş yüzü geçkin siyah burunlu koyuna ve Menzil'de yetişen en kaliteli atlara sahibiz. Şu an bir düzine kısrak yavrulamak üzere." "Sör Eustace'in de koyunları var," dedi Dunk. "Tarlalarında kavunları, fasulyeleri ve arpaları ayrıca..." "Nehirdeki suyu kale etrafındaki hendeğe akıtıyorsunuz!" diye bağırdı Egg. Ben de tam konuyu hendeğe getiriyordum, diye düşündü Dunk. "Hendek, Donukhendek'in savunması için vazgeçilmezdir," diye inatlaştı üstad.
Sayfa 69·Kitabı okudu
Alıntı