George R. R. Martin

George R. R. Martin

Yazar
8.9/10
3.009 Kişi
·
8.997
Okunma
·
745
Beğeni
·
12.251
Gösterim
Adı:
George R. R. Martin
Tam adı:
George Raymond Richard Martin
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New Jersey, ABD, 20 Eylül 1948
George Raymond Richard Martin (d. 20 Eylül 1948), Amerikalı yazar ve fantezi, korku ve bilim kurgu senaryo yazarı. Kendisi en çok Türkçe'ye Buz ve Ateşin Şarkısı olarak çevrilen ve daha sonra Game of Thrones adıyla dizisi çekilen A Song of Ice and Fire isimli epik fantezi roman serisinin yazarı olarak bilinir. Martin, Time tarafından "2011'in en etkili 100 kişisi" arasına seçilmiştir.
“Nereden geldiğini, kim olduğunu asla unutma, çünkü etrafındaki kimse unutmaz bunu. Kendi gerçeğini güce çevir. Böylece hakkındaki gerçek asla zayıf noktan olmaz. Gerçeğin senin zırhın olsun ki, kimse seni o gerçeği kullanarak incitemesin. "
Bu zamana kadar okuduğum fantastik romanların arasında en farklısını okudum diyebilirim. Yazarın kendi oluşturduğu bir dünya oluşu ve roman içinde anlatılan belli başlı olaylar haricinde de tam manasıyla fantastik roman okudum diyemiyorum. Daha çok 12. YY İngiltre'sinin romanını okudum gibi hissettim kendimi roman boyunca. Çünkü iyi ve kötünün mücadelesinden çok entrikaların döndüğü harika romandı. Neden diye soracak olursanız biliyorsunuz ki en büyük fantastik eser Yüzüklerin Efendisi'dir ama Yüzüklerin Efendisi'nde Rohan'ın veya Gondor'un arka sokaklarını, sokaklarda duran karnı açları veya hırsızları ya da varsa eğer genelevlerini yahut da Gondor'un konseyinin kurulup gelir - gider konuşmalarının konuşulduğu sayfalar okuyamayız yada Gondor'un borcu var gibi cümleler de okuyamayız. Çünkü Yüzüklerin Efendisi ve diğer birçok fantastik eserde sadece gerçek iyiler ve gerçek kötüler vardır ve onurlu iyilerin karanlık kötüye karşı amansız destansı mücadelesi anlatılır. Buz ve Ateşin Şarkısı'nda ise yukarıda saydıklarımın yanında kibirli ve açgözlü insanlar ile oluşan entrikalar romana bambaşka bir hava katmaktadır ve dediğim gibi farklı fantastik özelliğini de buralardan almaktadır. Bende romanı çoğumuz gibi dizisinden sonra keşfettim. İlk sezonu izlememe rağmen (kalanları kitaplardan sonra) 800 küsur sayfa boyunca heyecanlanıp sayfaları arka arkaya çevirmeye başladım. ALLAH'tan HBO Seriyi diziye aldı da(repliklere kadar aynı) bizde Epsilon sayesinde kitapları düzgün bir çeviri ile okuyabiliyoruz. Düzgün çeviri demişken romanın çevirişi başarılı denilecek düzeyde. Roman çevirmenine baktığımda Sibel Alaş ismini görünce ister istemez bir ön yargılı olmuştum sonuçta her ne kadar 95 - 98 yılları arasında şarkılarını beğenerek dinlesek de çevirmen isminde Sibel Alaş'ı görünce insan bir acaba diye düşünüyor. Sibel Alaş'ın ilk çevirişi diye biliyorum sonuç olarak ilk çeviride böyle büyük bir kitabın hakkını Sibel Alaş tamamen vermiş bence. Çeviride hata yokmu tabiki var mesela kilolu bir adamın göbeğinin puding gibi sallanıyor denilmesi veya kazıklar dikilmişti yerine kazıklar kakılmıştı denilmesini garipsemedim desem yalan olmaz. Ama çeviri romanı gerçekten okutturuyor. Sonuç olarak romanı haliyle de serisini kesinlikle okumalısınız.
https://youtu.be/ECewrAld3zw

8. Sezon'a A song of ice and fire'ın dizisinin son sezonuna doğru yaklaşıyoruz. Şunu samimiyetimle söyleyebilirim daha dizi dünyasına böyle bir eser gelmedi.(Bakalım yüzüklerin efendisinin dizisi nasıl çıkacak??) Fantastik evrenler seviyorsanız izleyin, izlettirin.

Şimdi seri tabi ki de dizi ile daha çok kitleye hitap etti. Diziyi izleyen arkadaşlarımız yav zaten biliyoruz ne gerek var kitap okumaya falan. Bu kitap bu dediginizi haklı çıkarır. Küçük küçük farklar haricinde ilk kitabın dizinin ilk sezonu ile bir farkı yok. Olay ikinci kitaptan sonra başlıyor. Yani diziyi izleyip kitaba başlayan arkadaşlar lütfen ikinci kitabın sonuna kadar okuyun.

Neyse seri 7 büyük hanenin hikayelerini anlatıyor. Bu hanelerin taht oyunlarını konularını ele alıyor. Konu böyle basit açıklanabilir bana kalırsa.

Seri çoğu zaman yüzüklerin efendisi ile karşılaştırılır. Tolkien reis kitap yazmayı bir hobi olarak görüyordu. Ama bu serinin yazarı o şekilde görmüyor.
Yüzüklerin efendisi ne kadar aşık olsam da iyiliğin ve kötülüğün hikayesini anlatıyor. Karakterler siyah beyaz şeklinde. Ya kötü ya iyi.
Ama a song of and fire serisi böyle değil. Karakter diyalogları, betimlemeler, karakter değişimleri, gri karakterler, şehirlerin içlerinde yaşanan olaylar. Bunlar o kadar iyi tasarlanmış ki yazara kufrettiginiz yerler oluyor Yani kitap bir bakıma tolkienin dinsel kitabı olarak tasvip ettiğim silmarrilion'a benziyor.

Kısacası fantastik sever iseniz kesinlikle okumanız gereken bir seri. Tolkien ne kadar kusursuz bir evren yaratıcı ise George R.R Martin o kadar kusursuz karakter, diyalog yaratıcısıdır bana göre Uyarı yapayım birde dizi son sezon olucak. Son 3 sezonda kitaptan çok ayrıldı dizi. Ama büyük ihtimalle yazar seriyi bitiremeyecek
Öncelikle bir Game of Thrones izleyicisi olarak belki çok geç okudum ama yine de fazlasıyla etkilendim kitaptan.

Klasik "ya dizi/film izlemeden önce okuyacaktın abi kitabı" gibi sözler pek işlemedi açıkçası. Başlamadan önce tereddütlerim vardı, olayları biliyorum nasılsa, tat vermeyecek, kendimi kaptıramayacağım diye korkuyordum. Ama buna rağmen, George amca beni etkilenmeyi, kitabın içinde hapsetmeyi başardı.

Karakter tanıtımları, betimlemeler, olay örgüsü... aksiyon, bol entrika, kan ve savaş..
Bu başlıkların hepsi özenle işleniyor... ilmek ilmek.

Diyar'ın büyük hanelerinin taht kavgası sürerken küçük ailelerin onlara olan bağlılıkları.. Bu da bayağı etkiledi beni açıkçası. Her biri başka planlar peşine düşmeden, atalarının boyun eğdiği haneye sadakatlerini sürdürüyor. Bu savaş uğruna olsa bile..

Diyar'da çok fazla Tanrı var. Bu da ayrı ayrı kültürlere bir gönderme gibi. Kim neye nasıl inanıyorsa inansın George amca kendi inandığı Tanrı'sını karıştırmamış eserine. Ve her hane diğerlerinin Tanrı'sına saygılı.

Hanelerin kendilerine ait bir tarihleri, armaları ve sözleri var. Bu özellikler ince ince işleniyor kitapta. Dizide bulamadığımız, göremediğimiz birçok ayrıntıyı öğrenmek insanı mutlu ediyor.

Fantastik öğeler çok fazla yok ve bu durum okuyucuyu sıkmıyor. Her şey tadında. Asla bıktırıcı usandırıcı diyaloglar yok. Okuyucuyu boğmamak için sürekli karakterler arasında geçişler yapılıyor.

Cümlelerime burda son verirken, George amcaya selam eder ve diziyi izleyen herkesin okumasını tavsiye ederim..
Adeta sevgilimden ayrıldım.
İçimde adsız bir burukluk.
Zamansız terkedilmişliğin acıtan gururu.
Tamam olmaya alışmış ruhumda bir eksiklik.
Ne zaman kavuşacağımı bilmediğim bir sevgili.
Önümde çabuk geçmeyecek sayısız günler.
Saçmasapan bir şeyler...

Birileri elini çabuk tutmalı.
Ben sevgiyi uzaktan uzağa yaşayamam.
Kavuşmalı.
Yeniden sarmaş dolaş olmalı.

Son kitabı bitirme süremin uzunluğu asla sıkıldığımdan falan değil.
Aksine çok akıcı, heyecanlandırıcı ve merak uyandırıcıydı.

Bu sefer spoiler vermeyeceğim ama neredeyse bütün kişiler, olaylar, uçurumun kenarında asılı kaldı. Yazar onları iter mi, çeker mi bilemiyorum ama elini çabuk tutsa iyi eder.

Seriye ilk başladığımda araya başka hiç bir kitap almayacağımı söylemiştim, nitekim öyle de yaptım. Buz ve Ateşin Şarkısı ile yattım, kalktım. Bazen çok sıkıldım, bazen özledim, bazen öfkelendim ama bırakmadım ve bitirdim ve bitirdiğime şimdiden pişmanım. Zamana yaysam daha mı iyi ederdim..?

En azından yeni kitapla buluşana değin, okunacaklar listeme aldığım diğer kitapları okumaya başlayabilirim. Çok merak ettiklerim var. 1K’ya kaydolduğumdan beri ilk defa “başka” bir kitap okuyor görüneceğim, bu seri dışında. Acaba Martin’i aldatıyor sayılır mıyım? Muhtemelen sadece ve sadece kendimi aldatırım.

Okuyun.
Okutturun.
Kocaman bir dünyaya giriş yapın.
Ve benim şu anki yaşadığım kötü hissi siz de yaşayın.
Kitap size mekân ve olayları kesinlikle kronolojik sunmuyor. Okuduklarınızla kafanızda yarattığınız o dünyanın boşluklarını, yeni verilen herşeyi alıp, puzzle misali yerine koyup doldurmak okuyucunun marifetine bırakılmış. (Çok kolay olsaydı sevmezdik zaten.)

Örn; Sam’in Eski Şehir’deki Hisar’a ulaşması hatta Aemon Targaryen’in yolculuk sırasındaki hüzünlü ölümü Kargaların Ziyafeti II’de idi.
Ejderhaların Dansı I’de, Sam, Şebboy ve Üstat Aemon henüz Sur’dalar. Süreç, Jon’un bu kişilerin yolculuğu için aldığı kararın sebeplerini, bedellerini, dahi risklerini çok detaylı işlemiş.

Kısacası, Martin zaman mevhumunu biraz flulaştırmış. Sur’da olanlar, geçmişe gidip şimdiye doğru ilerlerken, Dorne veya Özgür Şehirler’de zaman kavramı olması gerektiği gibi devam ediyor.

Yazar, herşeyden önce üçleme olarak tasarlamış seriyi kafasında. Ve ikinci kitabının adı olarak düşünmüş Ejderhaların Dansı’nı. Sonra gitgide detaylanmış ve 4. kitap olmuş, belki bundan da kaynaklanabilir.

Son kitabıma geçmek üzereyim. Kış Rüzgârları ne zaman çıkar, bilmiyorum. Yazara Allah’tan sağlık, eline kuvvet diliyorum. Çünkü kendisi el yazısı kullanıyormuş. Mesela bu kitap için editörün önüne 1500 sayfalık bir el yazması tomarı bırakmış.

--Dikkat spoiler var—

Dizi ve kitap birbirinden farkedilir şekilde ayrıldı. Üzgünüm ama Jon, Targaryen değil.
Dağ tarafından duvara çarpıla çarpıla öldürüldüğünü sandığımız gerçek Aegon Targaryen, kendisine tâbi bir orduyla, yıllarca süren yaşam gizliliğini arkasında bırakmış, gümbür gümbür Westeros’a geliyor.

Jon, Lord Kumandan olmanın sorumluluğu ile olgunlaşıyor.
Ayrıca, Melisandre’nin son harekati karizmatikti. Mance görünümlü Çıngıraklı’yı yaktıran kadın, Jon’u bir kez daha şaşırtıyor. Ama yine sevilmiyor.

Ramsay Bolton dahil oldu sonunda.
O, kızları kaçırıp, dövüp, ormana bırakan, kaçmaları için mühlet veren ve arkalarından aç tazılarını salan tam bir sosyopat. Ve Theon Greyjoy, Ramsay’in Leş’i. Kendisine üzgünüm ama hiç acımıyorum. (Benim adım Leş, kalleşle kafiyeli.)

Tyrion, Dany’ye ulaşma yolunda ‘hain’ Jorah Mormont’ın eline düşüyor. Dany’nin etrafı tamamen düşmanlarla kuşatılmışken, zekâsıyla ona yol göstermek için farkında olmadan yol alıyorlar..
Seri giderek daha ilginç bir hale geldi. Okumak zor gibi gelse de bölümler hızla akıyor. Nasıl bittiğini anlamadan bu kitap da bitti. Bu seride çoğunlukla hep aynı kişilerden bahsediyor ama bugüne kadar akıllarda oluşan soru işaretlerine ufak da olsa cevap vermeye başlamış yazar. Ayrıca bu cevapsız sorularımızın kısa zaman içinde daha tatmin edici birer cevaba kavuşacağının sinyalini bize vermeye başladı. Bu da bende hemen bir sonraki kitaba başlama hevesi uyandırdı. Ben severek takip ediyorum. Mutlaka okunması gereken bir seri.
İlk sıkıldığım kitap buydu. Net. Ortada bir ziyafet falan da görmedim ama karga çoktu.

Greyjoyların dizideki kısımları bile bana sıkıcı gelirken bu kitabın başrolünü yazar adeta onlara vermiş. “Zaten ölü olan ölemez ama tekrar doğar, daha güçlü ve daha zorlu.” Üç cümleden biri bu. Hay sizi ötekiler alsın da kurtulalım.

Ana karakter diyebileceğimiz Jon, Dany veya ne bileyim Tyrion mesela, bu kitapta hiç yok. Dorne mercek altına alınmış biraz. Ortaya biraz Samwell, biraz Brienne.. Arya’nın Çok Yüzlü Tanrı’nın mabedine gidişi ve orada yaşadıklarını anlatan kısımlar güzeldi. Aslında Demirdoğumluların olmadığı her kısım güzeldi.

Bölümler daha uzun gibi geldi bana. Detaycılık her zaman ki gibi yoğundu. Bunlar sevdiğiniz bölümleri okurken göze batmıyor. Yine de gülü dikeniyle sevmek gerek, yapacak birşey yok. Ama ilk kez bir puan kırmamın sebebi tamamen şahsi, antiGreyjoy özelliğimden.

Keşke bunu ilk kitaptan itibaren yapsaydım ama olsun, bilmediğim birkaç kelime daha buldum, yine paylaşıyorum.

Vukuf = anlama, bilme
Mütecaviz = saldırgan
Ufunet = pis koku, irin
Zifaf = gerdek, gerdeğe girme
Leviathan = Tevrat’ta adı geçen büyük su canavarı
Bence inanılmaz heyecanlı ve çok sürprizliydi (!)

Herşey kaldığı yerden ‘daha tuhaf’ ilerliyor. Bu kitabın can alıcı noktaları Kızıl Düğün, Joff suikasti ve Stannis’in Sur çıkartması.

Tamam, Robb ve özellikle Catelyn’den her ne kadar haz etmesem de bir düğünde vahşice katledilmeleri bana bile ağır geldi. Yazar, okuru o kadar usturuplu şaşırtıyor ki kitabın en son sayfasında buna tam kanaat getirdim.

Ölümlerin bazen insana ne kadar iyi hissettirebileceğini de Martin bize Joffrey’i geberterek öğretiyor. Kendi düğününde yavaş yavaş, kıvrana kıvrana can veren Joff’la ilgili o satırları okumak bana, “oh bee” dedirtti, içimin bütün yağları eridi.

Kabağın benim favori Lannister’ımın (Tyrion) başına patlaması, Sansa’nın yağmurdan kaçıp doluya tutulması, ve zincirleme bir sürü şey. Karizmatik Tyvin de evlat kurbanı oldu. Haketmek için baya çaba da sarfetti üstelik.

Stannis, Sur’un çağrısına El’i sayesinde ilk cevap veren kulak oldu. Öyle bir noktada savaş yerine intikâl etti ki bütün seyiri değiştirdi. Ve elbette hiçbir iyiliğin karşılıksız olmadığını da bizlere hatırlattı.

Hiç değinmediğim başka bir konudan bahsetmek istiyorum, çeviri.
Okumayı bu kadar keyifli hâle getiren çok önemli bir unsur.
Sibel Alaş o kadar ustaymış ki, aynı anlama gelen başka kelimeler mevcutken, o hiç duymadığımız veya kitabın özgünlüğüne uyacağını düşündüğü bazı eski kelimeleri (çoğu Arapça kökenli) araya serpiştirerek bizlere öğretmekten de geri durmamış.
Kendisine çok teşekkür ediyorum.

Bana öğrettiği birkaç kelime:

Behemehâl = herhalde, ne yapıp yapıp, mutlaka
Defaten = ansızın, bir kerede
İrtikab = bekleme, gözleme
Salahiyet = yetki
...
Daha önceden bir solukta okuyup bitirdiğim, bu hafta tekrar okuyup inciğine cıncığına kadar tekrardan ele aldım. Her birini ilk aldığım günleri hatırladım. Yeni kitabının çevirisinin durumu için az rahatsız etmedim sayın Sibel Alaş'ı. Basıma hazır hale gelip kitap evlerine dağıtılması için gün saydığım olurdu. Kısacası çok farklıydı benim için. Bana aynı şeyleri hissettirebilecek bir seri daha olmasına imkansız gözüyle bakıyorum. Betimlemelerde gözümü kapatmadan o diyarlarda dolaştığım. Surun en tepesinde üşüdüğümü hissedip, Kral topraklarında sıcaktan şikayet ettim. Dany ile gökyüzünde süzülüp, Bran ile imkansız bir yolculuğa çıktım. Şimdi bitti ve ne mi oldu? İncelememi çok eskiden dizinin bir bölümüne gelen yorum ile bitiriyorum "Gün gelecek buz ve ateşin şarkısı bitecek ve biz eski bölümleri izleyip eski kitapları okuyarak o şarkıyı kendimiz söylemeye çalışacağız; fakat hiç bir şarkı kendisini yazan ozanın ağzından çıktığı kadar tatlı olamaz."
Kesinlikle şahane olan serinin ilk kitabı. Fantastik edebiyatı cok seven biri olarak hep okumayı düşünmüştüm ama seriye başlarken bu kadar iyi olacağını tahmin etmemiştim. Kitabı okuduğumda G. R. R. Martin'e büyük saygı duydum. Bu kadar fazla aile, bu kadar fazla karakter oluşturması ve bu kadar fazla olayı mükemmel bir bicimde bağlaması takdire şayan. Özellikle olayların tek bir karakterin tarafından değil de bir çok karakterin tarafindan anlatılması çok hoşuma gitti. Bu şekilde yazar taraf tutmamış ve bizim kimin neyi neden yaptığını anlamamızı sağlamış. Ama eksi olarak da karakterlerin yaşlarının küçük olması diyebilirim.

Bu kitap fantastik edebiyat sevmeyen biri tarafından da çok rahat sevilebilir çünkü yazar hem fantastik bir dünya yaratıp fantastik bir kitap yazmış hem de taht mücadelesi, entrika vs yazıp epik bir kitap oluşturmuş. Bu da çok hoşuma gitti.

Diziyi de izledim. Sevdiğim bir dizidir. Genelde kitapların uyarlamalarını beğenmem ( Özellikle Harry Potter uyarlamaları kalbimde yaradır). Ama HBO güzel uyarlamış. Yine de diziden kitaptan aldığım keyfin yarısını alamadım. Bu yüzden dizisini izlediyseniz bile okumanızı öneririm.

Yazarın biyografisi

Adı:
George R. R. Martin
Tam adı:
George Raymond Richard Martin
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New Jersey, ABD, 20 Eylül 1948
George Raymond Richard Martin (d. 20 Eylül 1948), Amerikalı yazar ve fantezi, korku ve bilim kurgu senaryo yazarı. Kendisi en çok Türkçe'ye Buz ve Ateşin Şarkısı olarak çevrilen ve daha sonra Game of Thrones adıyla dizisi çekilen A Song of Ice and Fire isimli epik fantezi roman serisinin yazarı olarak bilinir. Martin, Time tarafından "2011'in en etkili 100 kişisi" arasına seçilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 745 okur beğendi.
  • 8.997 okur okudu.
  • 224 okur okuyor.
  • 3.853 okur okuyacak.
  • 122 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları