Selam. Diğer iletilerimden farklı bir araştırma konusu ile geldim bu gün.
Bugün insanlar masalları “tatlı çocuk hikâyeleri” gibi düşünüyor ama eski halk anlatıları oldukça sertti. Çünkü hikayeler aynı zamanda toplumu dizginlemek için yazılırdı. Bilirsiniz, insanlar en iyi korkuyla kontrol edilir ve canavarları bir korku aleti olarak kullanmak çok kolay. Peki son zamanlarda masalları değiştiren tam olarak ne?
İnsanlık canavarlardan hiçbir zaman vazgeçmedi. Sadece onları yeniden yazdı.
Eski dünyada korku somuttu. Grimm Kardeşler’in orijinal masallarındaki çocuk yiyen cadılar, Charles Perrault ’nun kanlı kurtları ya da Kelt folklorunun insan kaçıran tekinsiz perileri yalnızca birer “kötülük” figürü değildi. Onlar insanların gerçek korkularının beden bulmuş hâliydi. Çünkü eski insan doğadan korkuyordu. Açlıktan korkuyordu. Hastalıktan, karanlıktan ve bilinmeyenden korkuyordu. Orman yalnızca ağaçlardan oluşan bir yer değil; kaybolmanın, ölmenin ve geri dönememenin sembolüydü. Bu yüzden eski hikâyelerde çözüm genellikle basitti: Kahraman canavarı öldürür ve düzen yeniden sağlanırdı. Canavar dışarıdaydı. İnsanlığın karşısındaydı. Yok edilmesi gerekiyordu.
Ancak zamanla insanlığın çocukluk anlayışı değişmeye başladı. Özellikle 19. yüzyıldan itibaren çocukluk, korunması gereken masum bir dönem olarak yeniden tanımlandı ve bu değişim yalnızca eğitimi ya da aile yapısını değil, hikâyeleri de dönüştürdü. Çünkü çocukları korumaya çalışan bir dünya, korkuyu anlatma biçimini de değiştirmek zorundaydı.
Ama bence asıl büyük değişim burada olmadı. Asıl değişim, insanlığın korkunun kaynağını değiştirmesinde yaşandı.
Eski insan bilinmeyen ormandan korkuyordu. Modern insan ise giderek daha çok insan zihninden korkmaya başladı. Sigmund Freud ’un “Das Unheimliche” yani “tekinsiz” kavramı da tam
•Martin Eden–> yazarın kendisine, yazımına her şeyine bayılıyorum ama kitap az birazcık kalın olduğundan(496) başlamaya korkuyorum
•Zaman Makinesi–> yazarın anlatımı, dili bir şeyi bana çok yavaş geliyor kitabın başları eziyet oluyor o yüzden okumaya birazcık korkuyorum.(aslında bu maddeye direkt H. G. Wells kitapları da denebilir.)
•Gurur ve Önyargı–> artık korkmuyorum ama bir dönem korkuyordum;)
•Taht Oyunları–> çok detaylı,uzun bir seri ve duyduğum kadarıyla yazımı daha tamamlanmamış, yazar da yazmayı düşünmüyormuş…
Şuanlık aklıma gelenler bu kadar, başka bir şey gelirse eklerim🙌🏻
📖 Sissoylu - Son İmparatorluk kalın ve epio fantastik. Oysa okusam severim bence.
📖 Rüzgarın Adı aşırı kalın ve kralkatili güncesi gün 1 diyor. 1 günü 800 sayfayla mı anlatmış?! Bu da çok geriyor. Oysa seveceğime eminim.
📖 İki Şehrin Hikâyesi kalın bir klasik. Hangi akılla aldım bilmiyorum. Ama beni çok geriyor.
📖 #k:300276. Bir arkadaşım ne kadar sıkıcı olduğunu yarım saat anlattığı için korkuyorum.
Stefan Zweig diyor ki: "Kitap okuyan insanlar, dünyayı yalnızca kendi gözleriyle değil, sayısız insanların ruhsal bakışlarıyla görebilir." George R. R. Martin ekliyor: "Kitap okuyan biri, ölmeden önce binlerce hayat yaşar. Hiç okumayan insan ise sadece bir hayat." 🍂