“Islahat” – İçimdeki Sessiz Devrim
Bazı kitaplar var ki kapağını kapattıktan sonra bile uzun süre zihninde dolaşmaya devam ediyor. Selahattin Tomar’ın Islahatı da tam öyle bir kitap benim için. Sessiz ama güçlü bir anlatımı var. Ne bağırıyor ne iddia ediyor, sadece anlatıyor… ama o anlatımın içinde öyle derinlikler, öyle içe dokunan cümleler var ki insan istemese de kendine bakıyor.
Islahat, sadece bireysel bir iç hesaplaşma değil, aynı zamanda bir toplumun, bir çağın, bir erkekliğin, bir suskunluğun hikâyesi. Kitabı okurken bazen boğazım düğümlendi, çünkü bazı duygular öyle tanıdık, öyle bizden ki… Sanki yıllarca içimizde susmuş ama bir türlü kelime bulamamış bir iç ses, Tomar’ın kaleminden çıkıp dile gelmiş gibi. O suskunluk hâli, eksik büyümeler, görünmez yaralar… Hepsi o kadar gerçekti ki.
Bazı sayfalarda sadece bir cümleye uzun uzun baktım. Çünkü o cümle, benim yıllardır içimde dolaşan ama adını koyamadığım bir şeydi. Beni en çok etkileyen şey ise yazarın ‘az ama öz’ tavrıydı. Her kelime yerli yerindeydi. Ne bir fazlası vardı ne de bir eksiği.
Islahat benim için bir tür iç temizlikti sanki. Bir durup soluklanma, bir içe dönüş, kendimle yüzleşme fırsatıydı. Bu kadar sade ama bir o kadar yoğun bir kitapla karşılaşmak nadir bir şey.
Okumak isteyenlere tek bir tavsiyem olur: Bu kitabı hızlı geçmeyin. Yavaş yavaş, sindire sindire okuyun. Çünkü Islahat, hemen değil, biraz geç ama sağlam yerleşiyor insana. keyifli okumalar.