Bu kitap bir hikâye anlatmaz;
bir sıkışmayı yaşatır.
Metazori, bir insanın başına gelenleri değil,
başına gelmesine izin verdiklerini anlatır.
Romanın asıl meselesi travma değil;
travmayla yaşamaya alışmış olmanın sessizliği.
Karakterler konuşur ama asıl anlatılan,
söylenemeyenlerdir.
Geçmiş, anı olarak değil;
bedende, bakışta, gecenin bir yerinde tekrar eder.
Bu kitapta kimse tam anlamıyla “kötü” değildir,
ama kimse de “masum” kalamaz.
Çünkü metazori yaşamak,
zamanla insanın kendi rızasını kaybetmesidir.
Selahattin Tomar, okuru bir olayın içine değil,
bir ruh hâlinin içine bırakır.
Okurken rahatsız olursun,
çünkü anlatılan karakter değil,
içinde susturduğun bir ihtimaldir.
Bu roman bitince akılda kalan şey şudur:
Bazı hayatlar yıkılmaz…
sadece sessizce katlanılır.