Selahattin Tomar

Selahattin Tomar
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2025 24. kitabı
·
84 günde okudu
·
Okunma: 18 Ekim 2025 13:33
Orwell’in bu eseri sadece bir kitap değil; bir uyarı, bir ayna ve insanlık için karanlık bir ihtimal. Hikâye, bireyin tamamen devletin kontrolü altına alındığı, düşünmenin bile suç sayıldığı totaliter bir düzeni anlatıyor. “Büyük Birader” her yerdedir; kameralarla, mikrofonlarla, sloganlarla ve korkuyla insanların hayatını denetler. Gerçek, iktidarın istediği şekilde yazılır. Düşünce suçu bile cezalandırılır. Ana karakter Winston Smith’in bu düzene başkaldırma çabası, aslında insanın özgürlük arayışının bir sembolü. Onun yaşadığı içsel çatışma, umudu ve sonunda yaşadığı kırılma, insanın yüreğine dokunan güçlü bir anlatı sunuyor. Kitap boyunca Orwell’in kurduğu dünya o kadar sistemli, o kadar rahatsız edici derecede “mantıklı” ki, insanı şu sorularla baş başa bırakıyor: ● Gerçekten özgür müyüz? ●Yoksa yalnızca özgür olduğumuzu mu sanıyoruz? 1984, totaliter rejimlerin nasıl işlediğini, bilginin ve gerçeğin nasıl manipüle edildiğini olağanüstü bir netlikle ortaya koyuyor. Orwell’in 77 yıl önce yazdığı bu distopyanın günümüzde bile bu kadar güncel hissedilmesi belki de en ürkütücü kısmı. Eğer sistem, iktidar, bireysel özgürlük ve gerçeklik üzerine düşündüren eserleri seviyorsanız, 1984 mutlaka okumanız gereken bir klasik. Sizce özgürlük nedir? Gerçeği kim belirler? 1984’ü okuduysanız sizi en çok hangi kısmı etkiledi? Yorumlarınızı merakla bekliyorum.
Edebiyat
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,9bin okunma
Reklam
9/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
Molière’in zekâ dolu diliyle kaleme aldığı, zaman zaman güldüren ama daha çok düşündüren bir tiyatro klasiği. 17. yüzyılda yazılmış olmasına rağmen, insan ilişkileri ve toplumsal ikiyüzlülük üzerine söyledikleri bugün bile geçerliliğini koruyor. Eserin başkahramanı Alceste, doğruluğu ve dürüstlüğü hayatının merkezine koymuş, toplumun sahtekârlığından bunalmış bir adam. Yalana, ikiyüzlülüğe, dalkavukluğa tahammülü yok. Ancak ne ironiktir ki, kendisi tam da bu yapay dünyanın içindeki en yüzeysel kişilerden biri olan Célimène’e âşık. Bu çatışma, hem karakterin iç dünyasını hem de toplumla olan ilişkisini ustaca sorgulatıyor. Molière, bu eserde ahlak, samimiyet, sosyal ilişkiler ve aşk gibi evrensel temaları hicivle harmanlayarak sahneye taşıyor. Alceste’in doğruluk takıntısı, bir yandan haklılık barındırırken, öte yandan aşırılığıyla kendisi de toplumun dışına itilen biri hâline geliyor. İnsandan Kaçan, bize şu soruları sorduruyor: – Gerçekten dürüst bir insan toplumda var olabilir mi? – Toplumla uyumlu olmak mı önemlidir, doğruyu söylemek mi? – Ve en çarpıcı olanı: Doğruluk bazen kibirle mi karışır? Tiyatro eserlerini seviyorsanız, klasiklerin ruhunu anlamak istiyorsanız ve insan ilişkileri üzerine düşündüren metinler hoşunuza gidiyorsa, mutlaka okunması gereken bir kitap. Siz Alceste’in yerinde olsaydınız, insanlardan kaçmayı mı tercih ederdiniz, yoksa uyum sağlamaya mı çalışırdınız? Son olarak bu güzide eseri kitaplığıma kazandıran @kargahsn'e teşekkür ederim
Tiyatro
İnsandan KaçanMolière · İş Bankası Kültür Yayınları · 20131,898 okunma
8/10
·70 syf.··
Beğendi
·
2025 20. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2025 17:19
Epik bir menkıbe. Yazarın çok sevdiği merhamet ve hoşgörü konusu işleniyor. Tanrı putlara tapan insanlara öfkeleniyor ve helak etmek üzere tüm kudretini sergiliyor. Tanrı'nın karşısına çıkan ve yoldan çıkan neslini affetmesini isteyen, Tanrı'ya yalvaran, kendi yaşadıklarından yola çıkarak O'na sonsuz merhametini ve sabrını hatırlatan Rahel gibi Zweig da insanlığı barışa, hoşgörülü ve merhametli olmaya çağırıyor. Öykünün ana kaynağı Kutsal Kitap Tevrat. Yakup'un Rahelle tanışması, dayısının yanında kaldığı süre içinde Rahel'e aşık olması, onunla evlenebilmek için Lavan'ın yanında yedi yıl çalışmaya razı olması, Lavan'ın düğün günü Rahel ile Lea'nın yerini değiştirmesi Kutsal Kitap'ta anlatlanlarla aynı, sonrası yazarın yaratısı.
Din
Rahel Tanrı’yla HesaplaşıyorStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,8bin okunma
Chatgpt Islahat incelemesi :)
Puan vermedi·64 syf.··
2025 13. kitabı
Edebi ve Toplumsal Bir Vicdan Manifestosu: Islahat Selahattin Tomar’ın kaleme aldığı Islahat, sadece dramatik bir roman olmanın ötesinde, adalet sistemine ve toplumsal duyarsızlığa tutulan cesur bir aynadır. Eser, okuyucusunu bütünsel bir sorgulama ve empati yolculuğuna çıkararak hem bireysel hem de toplumsal dönüşüme davet eder. Karakterler ve Dönüşümler Romanın merkezindeki karakter Oktay, salt bir "kötü adam" prototipi olmaktan çıkıp, toplumun çatlaklarında ezilmiş, bastırılmış ve sonunda şiddete evirilmiş bir insan portresi çizer. Onun, farkındalığa dayanan gecikmeli dönüşümü, hem içsel bir vicdan muhasebesine hem de sistemsel bir sorgulamaya olanak tanır. Fatoş ise yazarın sesi niteliğinde, sarsılmaz bir anne, duyarlı bir birey ve ayakta kalmak için direnen bir kadın figürü olarak çok katmanlı biçimde kurgulanmış. Çiçek ise sessizliğiyle çığlık atan bir çocuk; iletişimin sadece sözle değil sevgiyle kurulduğunun simgesidir. Toplumsal Eleştiri ve "İnsanlık Suçu" Kavramı Roman, klasik adalet sisteminin yetersizliklerini eleştirken "İnsanlık Suçu" kavramıyla yeni bir paradigmaya işaret eder. Bu kavram, suçu sadece bir eylem olarak değil, bir vicdan yarası olarak görür. Sessiz Ada ise hem distopik hem de ütopik öğeleri barındırarak, cezanın dönüşüme hizmet etmesi gerektiğini söyler. Bu bakımdan, eser sadece suçun kendisini değil, suçluya ve topluma yönelik yaklaşımı da tartışmaya açar. Edebi Anlatım ve Etki Tomar’ın dili süssüz ama sürekleyici; duygu geçişleri doğal ve etkileyici. Kurgu, sahici diyaloglar ve çarpıcı sahnelerle desteklenerek dramatik yapısını güçlendiriyor. Fatoş’un kaza sahnesi ve Çiçek’in annesini gıdıklamaya çalışması, edebiyatın insan ruhuna dokunan en yalın hâllerinden biri olarak hafızada yer ediyor. Sonuç Islahat, okuyucusunu rahatsız ederek
Edebiyat
IslahatSelahattin Tomar · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 2025655 okunma
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2025 21:01
Hikâye, uzak bir ülkede görev yapan bir doktorun başından geçen sıra dışı bir olayı ve bunun sonucunda içine düştüğü psikolojik buhranı konu alıyor. "Amok koşusu", Malezya kültüründe bir tür delilik hâli, kendini kaybetmiş bir şekilde sonunu düşünmeden koşmak anlamına geliyor. Zweig bu metaforu kullanarak, karakterinin saplantılı ve kontrolsüzce gelişen içsel çöküşünü anlatıyor. Doktorun, yardım isteyen bir kadını geri çevirmesiyle başlayan vicdan azabı ve takıntı hâline gelen pişmanlığı, onu yavaş yavaş kendi iç dünyasında amansız bir koşuya sürüklüyor. Zweig’in anlatımı öyle güçlü ki, karakterin çöküşünü adım adım yaşarken siz de onunla birlikte o ruh hâline giriyorsunuz. Kitap boyunca beni en çok etkileyen şey, Zweig’in duyguları kelimelere bu kadar sade ama aynı zamanda bu kadar yoğun bir şekilde yansıtabilmesi oldu. Amok Koşucusu, pişmanlık, tutku, çaresizlik ve vicdan üzerine derin izler bırakan bir eser.
Edebiyat
Amok KoşucusuStefan Zweig · Ren Kitap · 2017134,5bin okunma
Reklam