yanında kalabilir." "Ben bir yaverim, yamak değil," dedi Egg. "Kör müsün yoksa sadece salak mısın?" Sakalsız nöbetçi bir kahkaha koyverdi. Sakallı olan ise mızrağının ucunu çocuğun boğazına dayayarak "Ne dedin bakayım sen?" dedi. Dunk Egg'in kulağına doğru bir şamar attı. "Hayır. Çeneni kapa ve atlarla ilgilen." Dunk atından indi. "Sör Lucas ile hemen görüşelim." Sakallı mızrağını indirdi. "Kendisi şuan avluda." Açık demir kapının sivri uçları altından ve savaş zamanı kapıdan geçmek isteyen düşman askere saldırmak için tasarlanmış tavandaki yuvarlak deliğin altından geçip dış avluya çıktılar. Köpekler kulübelerinde havlıyordu. Ve Dunk kurşun camdan yapılma pencereleri olan yedi köşeli tahta kilise içinden gelen ilahilerin sesini duyabiliyordu. Demirci dükkanının hemen önünde bir nalbant, yanında çırağı ile bir savaş atının ayağına nal çakıyordu. Onun yakınında bir yaver, uzun örgülü saçları olan çilli bir kızın, antrenman hedeflerine attığı okları, tek tek yerinden söküyordu. Yarım düzine kadar bir şövalye de sırasıyla mızrak çalışma tahtası üzerinde çalışıyorlardı. Sör Uzuninç Lucas'ı çalışma tahtası yanında şövalyeleri izleyenler arasında, giydiği beyaz cübbenin banyoda giyilmiş kadar nemli göründüğü, Dunk'tan daha fena terleyen şişman bir rahip ile konuşurken buldular. Inchfield adamın yanında mızrak gibi dik, dümdüz ve upuzundu. Ama Dunk kadar uzun değil. Bir metre doksan santim diye göz kararı hesapladı Dunk. Her santim bir öncekinden daha fazla gurur katıyordur adama. Üzerinde bütün vücudunu saran ipekten siyah bir elbise giymesine rağmen, Sör Lucas sanki Sur'un üzerinde yürüyormuş gibi serin görünüyordu. "Lordum," diye selamladı nöbetçi adamı. " Bu adam hanımefendimizin huzuruna çıkmak için tavuk kulesinden buraya gelmiş." İlk önce uzun bir rahatlama sesi ile