nnesi tarafından kucaklanmış
öpülürken. Aynı evde bir başka çocuğun
da yaşadığını gösteren hiçbir belirti
yoktu odada.
Ama hâlâ oradaydı Harry Potter, o
sırada uyumaktaydı, ama uzun
sürmeyecekti uykusu. Petunia Teyzesi
uyanıktı, günün ilk gürültüsü de onun tiz
sesiyle oluştu.
“Kalk! Kalksana! Hadi!”
Harry irkilerek uyandı. Teyzesi
kapıyı tıklattı yine.
“Kalk!” diye bağırdı. Harry onun
mutfağa doğru yürüdüğünü duydu, sonra
da fırının üstüne konulan tavanın sesini.
Dönüp sırtüstü yattı, gördüğü düşü
hatırlamaya çalıştı. Çok güzel bir düştü.
değişmemişti. Güneş yine o düzenli
bahçelerde yükseliyor, Dursley’lerin
sokak kapısındaki pirinç dört numarayı
ışıl ışıl parlatıyordu; salonlarına
süzülüyordu sonra; salon, Mr
Dursley’nin baykuşlar üstüne o kara
haberleri izlediği gece nasılsa, şimdi de
öyle sayılırdı. Aradan ne kadar zaman
geçtiğini sadece şöminenin rafındaki
fotoğraflar belirtiyordu. On yıl önce,
değişik renklerde tostoparlak şapkalar
giymiş kocaman, pembe bir deniz
topunu gösteren sürüyle fotoğraf vardı
orada - ama Dudley Dursley bebek
değildi artık, şimdi fotoğraflarda iriyarı
sarışın bir çocuk vardı, ilk bisikletine
binerken, lunaparkta atlıkarıncada,
babasıyla bilgisayar oyunu oynarken,
“Yapabilecek olsaydım bile
yapmazdım. İzler yararlı olabilir bazen.
Benim sol dizimde de bir tane var,
Londra Metrosunun kusursuz bir
haritası. Neyse - ver onu bana, Hagrid -
şu işi bitirelim.”
Dumbledore, Harry’yi kollarına alıp
Dursley’lerin evine yöneldi.
“Acaba - acaba ona hoşça kal
diyebilir miyim, efendim?” diye sordu
Hagrid.
Kocaman, kıllı kafasını Harry’nin
üstüne eğdi, ona saçlı sakallı bir öpücük
kondurdu. Sonra, birdenbire, yaralı bir
köpek gibi ulumaya başladı.
“Şşş!” diye fısıldadı Profesör
McGonagall. “Muggle'ları
“Yapabilecek olsaydım bile
yapmazdım. İzler yararlı olabilir bazen.
Benim sol dizimde de bir tane var,
Londra Metrosunun kusursuz bir
haritası. Neyse - ver onu bana, Hagrid -
şu işi bitirelim.”
Dumbledore, Harry’yi kollarına alıp
Dursley’lerin evine yöneldi.
“Acaba - acaba ona hoşça kal
diyebilir miyim, efendim?” diye sordu
Hagrid.
Kocaman, kıllı kafasını Harry’nin
üstüne eğdi, ona saçlı sakallı bir öpücük
kondurdu. Sonra, birdenbire, yaralı bir
köpek gibi ulumaya başladı.
“Şşş!” diye fısıldadı Profesör
McGonagall. “Muggle'ları