Julia Quinn'in dilini seviyorum. His-rom yazarlarımın başında geliyor. Karakterlere mizah anlayışı katması ise başlı başına beni cezbeden bir olay.
Kitabın konusundan bahsetmeyeceğim. Birçok kişi özet geçmiş zaten. Ben karakterlerden bahsetmek istiyorum. Çünkü onları çok sevdim.
Miranda Cheever, küçüklükten bu yana güzellik standartlarının altında olduğunu duyarak yetişmiş ve bundan dolayı da özgüven problemleri vardır. Ancak kendini oldukça geliştirmiş, hakkını savunan, zeki, yaşına göre olgun, candan, esprili ve sevdiği insana karşı oldukça sadık olan bir kadın karakterdi.
Vikont Turner ise oldukça yakışıklı, zeki, nüktedan laflara sahip olan ancak hayatındaki aksilikler sonucu belli yaşanmışlıkların ardından da agresif, hayat enerjisi tükenmiş ve ruhsuz birine dönüşmüş bir erkek karakterimizdi.
Çiftin kimyasına bayıldımmmm. Birbirlerine olan sevgileri arttıkça sürekli didişmeye başlamaları, alttan alta laf sokmaları ve kıskanmaları bana günümüzden gerçek bir ilişkiyi de çağrıştırdı. Kesinlikle öyle göz devirdiğiniz, çocuksu atışmaların olduğu didişmeler değildi emin olabilirsiniz.
Her historical romance'ı beğenmiyorum açıkçası. Bir kısmı birbirine benziyor zaten biliyorsunuz. Julia Quinn'in kaleminde düklük ve Iskoç pek görmezsiniz. Julia, soyluluk kavramlarını bile kitaplarında asgari düzeyde tutan bir yazardır:D
Bridgerton serisini okuyanlar yazarın dilini zaten biliyorlardır. Ama okumayanlar için de bu kitabı yine tavsiye ederim. Oldukça güzeldi.
Her neyse bugün de kitabin sonuna kadar Turner'dan sadece iki kelime duymak için her şeyini verecek olan Miranda'ya kadeh kaldırıyorum. Bazen her şey yolunda gider, hatta mutluluğu da bulursunuz ancak yine de o iki kelimeyi duymak istersiniz... neyse söylemeyeyim Turner söylesin yoksa büyüsü kaçar sevgiler *-*