Ben gerçekten kötü bir insan değilim. Ne aksi bir adamım ne de uysal biriyim. Ne namuslu ne alçak ne de onurlu biriyim. Ne bir kahramanım ne de bir korkak. Ben, hiçbir şey olamadım
Zihnimin arkasında karanlık bir nokta vardı ama. Yürüyordum. Dönme
dolabın, çadır bezinden yapılmış standların önünden geçtim ve kendini daha güçlü bir şekilde hissettirmeye başladı; adı konamayan bulanık bir şey
sızıyordu beynime. Bir hamburger büfesinin önünde durup kahve söyledim.
Sinsice sokuluyordu; huzursuzluk, yalnızlık duygusu. Derdim neydi?
Nabzımı saydım. Normaldi. Kahveyi üfleyip bir yudum aldım: iyi kahve.
Aradım, zihnimin parmakları ile beni rahatsız eden düşünceye uzanıp tam
da dokunamadığımı hissettim. Birden şimşek gibi çaktı beynimde, ölüm
gibi, yıkım gibi. Taburemden kalkıp oradan hızla uzaklaştım. Kaldırımda
hırslı bir şekilde yürüyordum, bana son derece garip görünen insanların
yanından geçerek, hayaletlerin; dünya bir hayal gibiydi, şeffaf bir düzlemdi
ve üstündeki herkes çok kısa bir süre için ordaydılar; hepimiz, Bandini,
Hackmuth, Camilla, Vera, hepimiz kısa bir süre için vardık, sonra başka bir
yere gidecektik; hayatta değildik aslında, hayatta olmaya çok yaklaşıyor
ama olamıyorduk. Öleceğiz. Herkes faniydi.
ölüler hayata döner mi? kitaplar hayır diyor, gece evet diye haykırıyor."
"onun eviydi burası, onun viranesi, parçalanmış düşü."
"gece vardı allahtan, karanlık vardı, yoksa bir günün bitip yeni bir günün başladığını fark edemezdim
Şu bellidir ki, duyulara kazınmış çeşitli heyecanlar ve düşünceler,
ne kadar birbirleriyle karışmış ve birleşmiş olsalar da, kendilerini
algılayan bir zihin olmazsa var olamazlar. Ve: Ayrıca, gerçek ateşle ateş
düşüncesi arasında, kendinin yandığını hayal etmekle gerçekten yanmak
arasında büyük bir fark olduğu yadsınacaktır.
içimde, daha önce
hayal etmediğim bir şey, katıksız ölüm dışında bir şey bulunduğuna emin
oldum. Belli belirsiz bir sezgiden ya da neler olabilirdi diye duygusal bir
özlem duymaktan söz ediyor değilim. Çok önemli bir keşifte bulunmuştum
ve bu keşif, matematiksel bir kanıt kadar sağlamdı. Eğer içimden gülmek
gelebiliyorsa demek ki tümüyle dumura uğramamıştım. Demek ki içime
hiçbir şey sızamayacak biçimde bir duvar örmemiştim çevreme.