Deniz Ulaş Polat

Avrupa'da Kötülüğü Siyah temsil eder. Cellat siyah adamdır. Şeytan siyahtır, zifiri karanlıktan söz edilir, kirli olan karadır- bu fiziksel kirlilik içinde manevi kirlilik için de geçerlidir. Avrupa'da zenci gerek somut gerek simgesel anlamda, kişiliğin kötü yanlarını temsil eder. Güzeller güzeli sarışın bir çocuk, nasıl da huzur, nasıl da sevin. ve her şeyden öte umut veren bir ifade ! Güzeller güzeli bir siyah çocukla karşılaştırılamaz bile. Avrupa'da demek ki uygarlaşmış ve uygarlaştırıcı tüm ülkelerde, zenci günahı temsil eder. Aşağı değerlerin arketipini zenci temsil eder.
Sayfa 149·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
''İlerleme ancak doğal bir veri olan yaşamla ilgili birtakım şikayetlerimiz olsaydı kafamızdan atamadığımız bir şikayet haline gelirdi.''
Sayfa 147·Kitabı okudu
1946'da yetmiş beş bin maden işçisi grev yaptı, eyalet polisi tüfeklerle ve süngülerle onları işlerinin başına dönmeye zorladı. Yirmi beş kişi öldü, binlerce kişi yaralandı. Beyazların çiftliklerinde, siyah işçiler neredeyse serf gibi yaşıyorlar. Ailelerini yanlarına getirebiliyorlar. Ayrılırsa polis çağrılıyor, zorla geri getirilip kırbaçlanıyor.... '' Yerli Yönetimi Yasası'na göre, en yüksek otorite olan genel valinin Afrikalılar üstünde otokratik güçleri var. Bir bildiriyle, kamu huzuru için tehlikeli olduğu düşünülen her Afrikalı'yı tutuklayıp alıkoyabilir. Herhangi bir yerli bölgesinde ondan fazla kişinin toplanmasını yasaklayabilir. Afrikalılar için Habeas Corpus yoktur. Her an savcılık sistemi olmaksızın toplu tutuklamalar yapılabilir. '' Güney Afrika'da beyaz olmayan nüfus bir açmazda. Köleliğin modern biçimleri bu felaketten kaçmalarına engel oluyor. Özel olarak Afrikalı açısından, beyaz toplum onun eski dünyasını paramparça ederken yenisini vermedi. Varoluşunun geleneksel kabile temellerini yok etti ve geçmişin yolunu kapattıktan sonra geleceğin yolunu tıkadı. ''Apartheid (zencinin) bağımsız ve özgür bir güç olarak modern tarihin bir parçası olmasını yasaklamak istiyor.
Sayfa 146·Kitabı okudu
Antiller'de okulda durmadan ''Atalarımızı Galyalılar'' deyip duran genç Siyah kendini kaşifle, uygarlaştırıcı, yabanıllara hakikati, bembeyaz bir hakikati getiren Beyaz'la özdeşleştirir. Bir özdeşleştirme vardır, demek ki genç Siyah Özne olarak Beyaz'ın tutumunu benimser. Okulda Beyazların kitaplarında yabanılların öykülerini okuyunca, her zaman Senegallileri düşünür. Biz de öğrenciyken Senegalli yabanılların sözde gelenekleri üstüne saatlerce konuşabiliyorduk. Sözlerimizde ne azından çelişkili bir bilinçsizlik vardı. Ama bunun nedeni Antilli'nin kendini siyah olarak görmemesidir; o kendini Antilli olarak görür. Zenciyse Afrika'da yaşar. Antilli öznel olarak, zihinsel olarak, bir Beyaz gibi davranır. Oysa o bir zencidir. Bunu Avrupa'ya gidince fark edecek, zencilerden konuşulurken hem kendisinden hem de Senegalliler'den söz edildiğinde anlayacaktır.
Sayfa 119·Kitabı okudu
Sonunda değerim anlaşılmıştı, artık bir hiç değildim. Ama bir dizi yıkıcı basmakalıp ifade yakamı bırakmıyordu: zencinin kokusu.... zencinin basitliği..... zencinin saflığı.... Çılgınca siyah antik çağı eşelemeye başladım. Beyaz yanılmıştı, ben ilkel biri yada yarım insan değildim, bundan iki bin yıl önce bile altını ve gümüşü işleyen bir ırkın parçasıydım. '' Eşi görülmemiş bir acımasızlığın yüzyıllar boyunca ülkelerinden, tanrılarından, ailelerinden kopardığı bu insanlar kimdi peki ? ''Cellatlarından, Afrika'yı daha çok yağmalayabilmek için kırıp döken, tecavüz eden, hakaret eden o serüvenci yığınından kesinlikle daha üstün, hoş, kibar, ince kimseler. '' Ev yapmayı, imparatorluk yönetmeyi, kentler kurmayı, tarlalar sürmeyi maden cevherlerini eritmeyi, pamuk dokumayı, demir dövmeyi biliyorlardı. ''Dinleri güzeldi, kentin kurucusuyla gizemli ilişkilerinden oluşuyordu. Gelenekleri hoştu, dayanışma, iyi niyet, yaşa saygı temeline dayanıyordu. ''Kesinlikle zorlama yoktu, yalnızca yardımlaşma, yaşama sevinci, özgürce kabul edilen disiplin vardı aralarında. '' Düzen- Yoğunluk-Şiir ve özgürlük. ''Bilim yok muydu? Vardı kuşkusuz, ama onları korkudan koruyacak, en incelikli gözlemle en gözüpek düş gücünün birbirini dengeleyip kaynaştığı büyük mitleri de vardı. Sanat yok muydu? Olağanüstü yontuları vardı, insanın coşkusu onlarda öyle büyük bir şiddetle patlıyordu ki evrenin en gizli güçlerini yakalayıp sonra baştan dağılan bir malzemenin ana planlarını ritmin takıntılı kurallarına göre düzenleyebiliyordu. ''Afrika'nın göbeğinde anıtlar mı? Okullar mı ? Hastaneler mi ? Yirminci yüzyıldan hiçbir burjuva, Durand'lar, Smith'ler, Brown'lar Avrupalıların gelişinden önce Afrika'da böyle şeylerin olabileceğini aklından bile geçirmez... '' Ama Schœlcher Caille'ye, Mollien'a Cander
Sayfa 105·Kitabı okudu