Sonunda değerim anlaşılmıştı, artık bir hiç değildim. Ama bir dizi yıkıcı basmakalıp ifade yakamı bırakmıyordu: zencinin kokusu.... zencinin basitliği..... zencinin saflığı.... Çılgınca siyah antik çağı eşelemeye başladım. Beyaz yanılmıştı, ben ilkel biri yada yarım insan değildim, bundan iki bin yıl önce bile altını ve gümüşü işleyen bir ırkın parçasıydım.
'' Eşi görülmemiş bir acımasızlığın yüzyıllar boyunca ülkelerinden, tanrılarından, ailelerinden kopardığı bu insanlar kimdi peki ?
''Cellatlarından, Afrika'yı daha çok yağmalayabilmek için kırıp döken, tecavüz eden, hakaret eden o serüvenci yığınından kesinlikle daha üstün, hoş, kibar, ince kimseler.
'' Ev yapmayı, imparatorluk yönetmeyi, kentler kurmayı, tarlalar sürmeyi maden cevherlerini eritmeyi, pamuk dokumayı, demir dövmeyi biliyorlardı.
''Dinleri güzeldi, kentin kurucusuyla gizemli ilişkilerinden oluşuyordu. Gelenekleri hoştu, dayanışma, iyi niyet, yaşa saygı temeline dayanıyordu.
''Kesinlikle zorlama yoktu, yalnızca yardımlaşma, yaşama sevinci, özgürce kabul edilen disiplin vardı aralarında.
'' Düzen- Yoğunluk-Şiir ve özgürlük.
''Bilim yok muydu? Vardı kuşkusuz, ama onları korkudan koruyacak, en incelikli gözlemle en gözüpek düş gücünün birbirini dengeleyip kaynaştığı büyük mitleri de vardı. Sanat yok muydu? Olağanüstü yontuları vardı, insanın coşkusu onlarda öyle büyük bir şiddetle patlıyordu ki evrenin en gizli güçlerini yakalayıp sonra baştan dağılan bir malzemenin ana planlarını ritmin takıntılı kurallarına göre düzenleyebiliyordu.
''Afrika'nın göbeğinde anıtlar mı? Okullar mı ? Hastaneler mi ? Yirminci yüzyıldan hiçbir burjuva, Durand'lar, Smith'ler, Brown'lar Avrupalıların gelişinden önce Afrika'da böyle şeylerin olabileceğini aklından bile geçirmez...
'' Ama Schœlcher Caille'ye, Mollien'a Cander