Tüm çabalarıma rağmen tek başıma sevdim biliyor musunuz? Hem de aylarca. Her gün iki kişilik sevdim. İkimizin yerine sevdiğim için kalbim zaman zaman çok yoruluyordu. Ama yılmadım, yıkılmadım. İkimizin yerine sevdiğim her gün dimdik ayaktaydım. Her şeyi içime attım. Pes etmedim. Vazgeçmedim. Aylarca tek başıma savaştım. Onu kazanmak için kendimi kaybettim, gururumu kaybettim. Mücadele ettim. Ben onu, onun bana yaşattığı imkânsızlıklara ve ona rağmen sevdim.
“Zümra, sen ne düşündün bana söyler misin?”
“Senin dışında her şeyi.”
“Kırıcı olmuyor musun?”
“Gerçekleri neden kabullenmek istemiyorsun?”
“İnsan olduğum için. Gerçeği kabullenmemek insanın mayasında var.”
“Mayası gerçeği kabullenen bir adam olsaydın, belki tanımayı düşünebilirdim.”
'Sen bana bir adım, yalnızca bir adım atsaydın, bende sana ait daha başka nelerin olduğunu çok net görebilirdin. Ama hiç istemedin ki, sen bana gelmeyi hiç istemedin...'
Şöyle bir düşünün, önümüzde bir silah var. Şarjörüne mermileri kendi ellerimizle doldurup silahı dolu bir şekilde sevdiğimiz insana teslim etmiyor muyuz? Onun bizi vuracağı ana kadar habersizce ve çaresizce sevmiyor muyuz? Ondan gelecek mermiye bile sarılacak kadar çok seviyoruz hem de. Asıl katil kendimiziz aslında, bilmiyoruz. Bile bile intihar ediyoruz. Buna da aşk diyoruz.