Deep Dip

Deep Dip
@Deepdip
Standardı olmayan değişken insan
"Hayatta önemli olan başınıza ne geldiği değil, sizin hazır bulunuşluğunuz." dediğinde ilk Çağla, bu "başa gelen" şeyleri hep kötü, talihsiz şeyler olarak kodlamıştım kafamda. Görüyorum ki bazen başımıza mutluluk gelir ve biz mevcut şartlarımızla, konumumuzla, mental pozisyonumuzla, onu göğüsleyebilecek, içtenlikle kabul edip yaşayabilecek durumda olamayız, tam aksi için inatla çabalasak da. Bazen sadece akıntıya teslim olmak gerekir demek ki. Hele ki bırak akıntıya karşı yüzmeyi, kolunu dahi kaldıracak halin kalmamışsa.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bildiğimi sandığım doğrular, meğerse bana dayatılan asılsız saçmalıklarmış. Hata sandığım davranışlar, meğer sadece yanlış kişiye yöneltilmiş beyhude çabalarmış. Olması gerektiğine inandırıldığım kurallar, bana ket vurmaktan başka bir işe yaramayan tabularmış. Biri var, Ham halimi göstermekten çekinmediğim, beğenilmek için kendimi allayıp pullamak zorunda hissetmediğim, Biri var, İşinin, gücünün arasında bana mesaiye kalmaktan yüksünmeyen, Biri var, Yaşamayı birlikte sıfırdan öğrendiğim Biri var, Amerika'yı elele yeniden keşfettiğim Biri var, Aç olsa da kanaatkar, benden her gelene razı Biri var, Olmazsa ne yapacağımı artık bilemediğim.
Çocukluğumun geçtiği ve vaktiyle daha dar adımlarla yürüdüğüm sokakları 33 yaşımda tekrar ama bu sefer geniş adımlarla yürümenin hüzünlü bir tarafı var. Üç kuşak evvel köyden kente göç etmiş ve hayatımın bu topraklarda başlamasına karar vermiş o büyüklerin çoğu artık yok. Evlerinin önünden geçerken silik hatıralar canlanmaya çalışıyor gözümde, ama zorlanıyorlar çünkü evleri artık tek katlı mütevazı evler değil, hepsi kentsel dönüşümle apartmana dönüşmüş ve bahçelerinde artık dut ağaçları yok. Hatta bir bahçeleri bile yok. Hayatımda gördüğüm en havalı ve o zamanın şartlarıyla bana göre son teknoloji olan oyuncakların olduğu parka sahip karayolları lojmanları yerle yeksan olalı yıllar olmuş, yerine devasa gökdelenler dikilmiş, adını da kimbilir hangi yandaş müteahhitin evladından almış... Ne dedemin ve bütün kardeşlerinin ekmek kapısı olan karayolları kalmış, ne lojmanları. Belleğimi zorlarken ve tam bütün anılarım silinecekmiş gibi hissettiğim anda kaldırım taşlarını görünce farkediyorum ki ne hikmetse onları kentsel dönüştürmek kimsenin aklına gelmemiş. Birer birer geri geliyor anılar. Nedense artık daha küçük görünüyor kaldırım taşları, daha kısa geliyor mesafeler, diğer herşeyin olduğu gibi. Farkediyorum ki onlar aynı, sadece ben daha büyüğüm.
Bu çağ insana duygularını filtresizce yaşama şansı vermiyor. Sevginin boyutunu gösterirsen, yanlış yaparmışsın. Elde etmek istiyorsan umursamaz davranman gerekiyormuş. Üzerine düşmemeliymişsin. Veren değil alan taraf olmalıymışsın. Dişil enerjin yerle yeksan olurmuş yoksa. Bla Bla Bla. Bu taktikleri uygulayabilmek tez canlı golden retrieverlar için kabir azabı gibi. İçi dışı bir olanları kazığa oturtun daha iyi, çaktırmamalarını söylemenizdense. Kapıldığı an içine geyşa kaçanları vermekten alıkoyacağınıza kurşuna dizin, daha evla amk. İki heyecan yaşayacaz diye strateji uzmanı olmak ZORUNDA MIYIZ?