Kendi eğitim düzeyi, entelektüel zenginliği, iç huzuru, sindirilmiş yaşam anlayışı yeterli olmayan yöneticiler yakınlarında bu alanlarda pişmiş, yetişmiş insanları görmeyi istemiyorlar.
Orta Asya başkentlerinden birisinde büyükelçi arkadaşım öfkeli idi. "Mehmetçiğim, bu adamlar beni ciddiye almıyorlar burada. Ne üst düzey görüşme taleplerime yanıt veriyorlar ne de söylediklerime ciddi yanıt alabiliyorum. İşlerini, beni atlayıp doğrudan Ankara'da bitiriyorlar. Cumhurbaşkanına doğrudan erişimi olacak adam bekliyorlar, oysa ben kendi bakanımıza bile ulaşamıyorum" diyordu.
Diplomasi mesleği, bu iş için özel yetiştirilmiş, yıllar boyunca deneyim kazanmış, hayat anlayışı zengin, ülkesinde ve yurtdışında geniş dostluk ağları olan, sempatik, karizmatik insanlar tarafından icra edilirse hedeflenen sonuçları daha kolay elde ediyoruz.
Herhangi birisini sırf mükâfatlandırmak için o koltuğa oturtursanız gerekli vasıflara sahip olmayan kişi de mahcup olur, temsil etme iddiasındaki gönderen ülke de.
Diplomasi biraz da itibar sermayesi ile ilgili. Ömer Seyfettin'in o meşhur İncili Kaftan'ını unutmuş olanlar varsa bir kez daha okumalarını tavsiye ederim.
Ankara'dan büyük bir heyetle gelen bir bakanımız resmi görüşme sırasında diyor ki hükümetteki muhatabına, "Siz hiç merak etmeyin, kurucunuz Aliya İzzetbegoviç, Tayyip Erdoğan'ı kendi oğlu gibi severdi, ona güvenirdi ve Bosna-Hersek'i bize emanet etti o, hiç merak etmeyin sizi Sırplara ezdirmeyiz" diyor.
Tabii ki odada soğuk bir rüzgâr esiyor. Görüşme kısa kesiliyor çünkü konuşulan bakan Sırp kökenli milliyetçi bir şahsiyet.
Ülkedeki koşulları, gerçekleri bilen kişilerle önceden hazırlık yapılmamasının yaratacağı bu tür tatsızlıklar ne yazık ki başka ülkelerde de yaşanıyor.
Dosyaların iyi çalışılması, diplomatlardan kapsamlı ve hassasiyetleri vurgulayan brifingler alınması şart.