Diplomaside iletişimin en önemli unsuru konuşmadır, hatta diplomatik yazışmadan bile daha önemlidir bana sorarsanız. Duygularımızı, düşüncelerimizi, mesajlarımızı konuşma ve vücut dilimizle ifade ederiz. Yazışma, geleceğe arşiv olur ama amaç bakımından aynı etkiyi yaratmaz.
Maalesef Türkiye'de farklı dönemlerde siyasiler, diplomatlarımızı, sanki başka bir ülkenin toplumdan kopmuş, zevkusefa içinde yaşayan, ülke menfaatlerini savunmaktan bihaber, burunları havada yaratıklar olarak takdim etme eğiliminde oldular. Ve böyle kabul gördü, kıskançlık-hınç karışımı bir duygu ile bakıldı onlara.
Keşke kol kırılır yen içinde kalır anlayışına bu kadar sadık kalmadan nasıl zorlu koşullarda çalıştığımızı, çocuklarımızın sürekli yer değiştirmekten dengelerinin bozulduğunu, sadece Türkiye Cumhuriyeti'ni gururla temsil ettikleri için 1973'ten bu yana terörizme 42 şehit verdiğimizi, politikacıların teşrifatçısı gibi görüldüğümüzü, yurtdışındaki milyonlarca vatandaşımızın hak ve menfaatlerini koruduğumuzu, gün ışığı görmeyen nice krizleri çözüme kavuşturduğumuzu daha iyi anlatabilseydik.
Hemen her konuda uzmanlaşmak zorunda kaldığımızı da.
Bir gün Gümrük Birliği müzakerelerine girerken, başka bir gün tütünlerimizde çökerten hastalığı olmadığını Çinlilere anlatmak, Amerikan donanmasının Karadeniz'e çıkmaması için önlemler geliştirmek, Rusya ile vizesiz seyahati müzakere etmek, Somali'de askeri üs için zemin hazırlamak, Almanya'nın Corona salgını sonrasında turist göndermeme kararını gevşetmek gibi onlarca konuda sanki derin uzmanmış gibi hareket etme becerisi gerektiriyor bu ülkede diplomat olmak.
Diplomatların bilgisi, yabancı dilleri, protokol, müzakere becerileri, sorun çözücü yetenekleri tartışmasız ama artık hükümetlerin elindeki çok sayıdaki oyunculardan sadece birisi. Bu gerçek diplomatlara ürkütücü geliyor biraz, hâlâ tam kabullenemiyorlar.
İklim değişikliği, ebola, kuş gribi, terörizm, siber saldırılar, silahlanma, ticaret müzakereleri, enerji çeşitlendirmesi, sivil toplumun vicdanı gibi konular hem nedenleri, hem sonuçları, hem de ulus-ötesi eylem gerektiren nitelikleriyle diplomatların avucundan kayıyor. Kontrolü başka bürokratik organlara, özel sektör oyuncularına ve uluslar-üstü/çok-taraflı kuruluşlara kaptırıyorlar.