Bir mektubunda Leyla'ya şöyle yazmıştı:
" Evliklik aşkın mezarıdır ," diyorlar. İnsanı yakan, bütün benliğini esir eden o benzersiz tutku, yani aşk, evlilikle son bulurmuş . Bunlar birinci sınıf aşk filozofları , yani ya tamamen budala ya da kocaman birer yalancı. Bir de,"Sağlam temellere oturan evlilikler, yakıcı ilk aşk devresinin yerini tatlı ve derin bir arkadaşlığa bıraktığı birleşmelerdir," diyorlar. Ekliyorlar: " Zaten evliliği çekilir hale getiren öge ortak zorluklar ve bunlara beraber dayanma gücüdür. " Bunlar da ikinciler ve bence yarım akıllılar grubu . Bir de ben , daha doğrusu biz varız, üçüncüleriz biz. O dedikleri sağlam arkadaşlığı da anlarız, yakıcı aşkı da hepsinden iyi biliriz. Ama bizim onlardan ayrıldığımız nokta, bu iki tatlı gönül durumunu bir arada yaşatmaya çalışmamız ve bunu başarmamız . Güçlü ve görkemli bir gönül coşkunluğu ve bunun yanında laboratuvar çalışması gibi sakin , gerektiğinde bütün bir yaşamı harcayabilecek bağlılık. Bizim başlıca derdimiz ne biliyor musun yavrum? Birbirimizi çok sevmemiz . O denli bağlıyız ki birbirimize... Sevdamız kadar korkularımız ve tutkularmız da güçlü bizim.