Bu sırada Anadolu Selçuklularının başında olan Sultan I. Mesud da Haçlı tehlikesinin farkındaydı. O günlerde Bizans güçleriyle Konya önlerinde çarpışıyorlardı. Türk boylarının kendi aralarındaki iktidar savaşları hiç bitmezdi. Ancak ortak düşmanları Bizans üstlerine geldiğinde bir araya gelirler, birlikte düşmana karşı savaşırlardı. Tehlike geçince yine aralarındaki mücadelelerine dönerlerdi.
"Kutsal bir yanı var mezarlıkların. Bunu dinsel anlamda da söylemiyorum. Bunlar sevgiye, hatırlanmaya adanmış yerler. Kendimizi çoktan kaybettiğimiz insanlara yakın hissettiğiniz yerler. O yüzden bu kadar etkililer."
Ne kadar artmıştı tacizler, tecavüzler, çocuk istismarları. Hele son zamanlarda ortaya çıkan kan ticaretleri, zengin insanların yaşlanmamak için kullandıkları söylenen, korku içinde öldürülen ve kanı alınan minicik çocuklar. "Bunlar gerçekse, korkunç bir sona doğru adım adım ilerliyoruz," dedi. Düşünmrk bile istemediği bir dünyaydı bu. İlkel diye bakılan dönemlerden bile daha vahşiydi artık insanlar. Hem de en medeni görünmeye çalıştıkları bu yüzyılda. İnsanlar sonsuz yaşayacaklarını sanır olmuşlardı, o büyük egolarıyla.
Eskilerin dediği gibi, "Ah bu hayat söke söke alırdı istediklerini, kaçsan da kurtulamazdın vermekten, öyle şeyler olurdu ki kendi elinle bile isteye verirdin, kimse zorlamadan özgür iradenle, başına neler geleceğini bilmeden, tahmin etmeden, öylesine verirdin."