Amor Towles’in Moskova’da Bir Beyefendi sanırım son zamanlarda okuduğum en hem keyifli hem de sarsıcı kitabıydı. En şaşırtıcı tarafıysa Amerikalı bir yazarın Bolşevik dönemini bu kadar detaylı, akıcı ve etkili bir şekilde kaleme alması oldu.
Karakterimiz Kont Aleksandr İlyiç Rostov, dönemin çar ailesi ve çevresine yakın, çalışmak zorunda olmayan, eğitimli, birçok dil bilen, kültürlü, entelektüel, rus asilzadesi ailesine mensup biridir.
Kitap 1922 Haziran ayında Kont Rostov’un mahkemesi ile başlar. Rusya’da Bolşevik devrimi gerçekleşmiş, Çarlık Rusya’sı ve onu temsil eden her kurum, kişi ve kültürü yok edilmeye başlanmıştır. Kont Rostov ise 1913 yılında yazmış olduğu bir şiir bahane gösterilerek bu devrime karşı bir kişi olduğu gerekçesiyle ikamet ettiği Metropol Otelinin süitinden çıkarılıp aynı otelin eskiden hizmetlilerin kaldığı çatı katına yerleştirilip ömür boyu ev hapsi cezasına çarptırılır. Otelden dışarı adımını attığı an infaz edileceği kendisine bildirilir.
Kitapta bir kaç kez geçen bir alıntı Kont Rostov’un tüm bu başına gelenle başa çıkma yöntemine ve hayat felsefesine ışık tutuyor, “İnsan içinde bulunduğu koşullara hükmetmelidir, aksi takdirde koşullar ona hükmeder.”. Bu alıntı aynı zamanda kitabın da ana fikridir bence.
Kont Rostov’un refah, seyahatlerle, sanatla, eğitim ve kültürle geçen hayatı, devrim ile birlikte sevdiklerinin kayıpları, otelde şahit olduğu adaletsizlikler ve değişimler, otuz yıl boyunca hapsedilip kısıtlanmasına rağmen nasıl hayat felsefesinden ödün vermeden onurlu bir şekilde yaşamına devam ettiğini muazzam bir tarihi kurgu ile okuyoruz.
Kont Rostov çok sevdiğim ve özeyeceğim bir karakter oldu. Diğer tüm karakterleri, olayları, okurken güldüm, ağladım, şaşırdım, birçok klasik müzik ve kitap referansları okumak çok keyif verdi.