"Şeytanlar, onları gizlendikleri derinliklerden çıkarıp da gündüz ışığında gözlerinin içine baktığımızda bütün güçlerini kaybederler."
Maya Vidal; on dokuz yaşında, California doğumlu, İsveçli annesi onu Şilili kayınvalidesine bırakıp kaçmış, babası sürekli dünyanın her yerine yolculuklar yapan bir pilot. Maya, Şili’den darbe sonrası ayrılıp Amerikalı siyahi bir astronomla evlenen marjinal ninesiyle sevgi dolu bir ortamda büyür. Herkesten çok sevdiği üvey büyükbabası kanser olup ölünce Maya okulu bırakmak, hırsızlık yapmak, madde ve alkol kullanmaya başlamak gibi şeylerle hayatını tepkisel ve sistematik bir şekilde mahvetmeye başlar. Ninesinin ve babasının bu durumu fark etmesiyle Maya’yı bir rehabilitasyon merkezine yatırırlar. Verdiği aptalca bir kararla kaçıp Las Vegas’a giden Maya’nın hayatı daha da dibe batmaya başlar.
Aslında kitap tüm bu başına gelen olayların sonucu olarak mafya ve polisten kaçmak zorunda olan Maya’nın, ninesi tarafından California’dan uçağa bindirilip Şili’nin küçük bir adası olan Chiloe de yaşayan arkadaşı Manuel’in yanına göndermesiyle başlıyor. Biz son bir yıldır Maya’nın yaşadıklarını, burada saklanmasını, ada sakinlerinin de yardımıyla iyileşmesini, paralel bir anlatımla okuruz.
Pinochet’nin karanlık, acımasız askeri dönemine, uyuşturucu bağımlıları ve ticaretinin trafiğini, fuhuş dünyasını ve illegal ilişkilerin olduğu Las Vegas’ın iğrenç yüzüne bu son yazdığı kitabında cesurca ışık tutmuş Allende.
Maya’nın Günlüğü ile Allende yine beni hayal kırıklığına uğratmadı. Cehennemin yollarından geçerek kendini bulma hikayesini hiç sıkılmadan merakla, hikayenin devamının olması gerektiğini düşünerek ve severek okudum.