"Adını ne koyduğum hiç fark etmez, anne." "Bak, gencecik çocuğu, " gözleriyle Dina'yı işaret etti, " umutsuzluğa sevk ediyorsun, Yuna. Oysa her işin başı,umuttur. Umudu asla kaybetmeyeceksin."
"Hafızanın geçmişi bastırması sık rastlanan bir olgudur. Bazı doktorlar yarayı kaşımak istemez. Ama ben, ne pahasına olursa olsun, gerçekle yüzleşmenin, sorunları daha iyi çözdüğüne inanan ekoldenim. Şimdi biliyoruz işte, Malek'in hayatınızdaki yerini. Sizin suçunuz ise, hiç yok. Gerçeğinizle yüzleştiğinizde, uykularınız da huzurunuz da size geri dönecek, inanın bana. Travmanın bilinçaltına itilmesi, başka sorunlara neden olur hep. Sizde de olan bu!"
"Yani hâlâ onurlu birkaç kişi kalmış bu ülkede,"dedi annem. Ben, ne düşüneceğimi şaşırmış haldeyim.Bir gece önce,annesini adeta tehdit eden Regan mıydı, bunları söyleyen demeye kalmadı, "Yapma anneanne, o kadar da değil, "dedi Regan, "birkaç çürük elma her sepette vardır." Annem pes etmedi, "Oğlum, tek bir çürük elma, tüm sepeti mahvetmeye yeter!"
"Ah bir de güneşimiz olsa..."dedim ben. "Umudunu kaybetme. Göreceksin, gün gelecek o da olacak,"dedi Tamur, ayağa kalktı, benim de kalkmam için elini uzattı.
Bir zamanlar, aynanın önünde uzun saçlarımı fırçalarken, bana hâlâ genç olduğumu duyumsatan ışıltılar yakalardım, saçlarımda. Ama başlığın içine kolayca sığsın diye kestiğim saçlarımla birlikte gençliğimi de kendimden koparmış oldum gibi. Sanki genç kız, hatta çocuk dahi olmadım hiç. Annem anlatmasa, gözlerimi hayata kırk yaşına doğru açtığımı zannedeceğim, o kadar yani!