Seni tanıdığımda, dilini hiç bilmediğim kimsesiz bir ülkeydin. Sanmıştım ki zamanla öğrenirim lisanını, çözülür harf harf bana. Meğer bu, yanılgıların en büyüğüymüş. Ezbere bildiğimi sandığım her sokak, şimdi yönünü değiştirmiş. Bildiklerim silinmiş, yollar kaybolmuş.
Oysa hâlâ her köşede seni arıyorum. Her yol seni gösterir sanırken, hepsi başka bir boşluğa çıkıyor. Ve galiba bu yanılgıların içinde en güzeli de bu: Yenilmiş olmak. Sessizce, kimseye anlatamadan, kendime bile itiraf edemeden yenilmek sana.
Bir zamanlar seni anlatabileceğimi sanırdım. Kelimelerle, cümlelerle, yazılarla… Ama şimdi biliyorum ki, seni anlatmak değilmiş mesele. Çünkü bazı insanlar anlatılmaz, sadece susularak anlaşılırmış. Ve ben seni en çok, içimde sustukça anladım.