İkra İrem Demir

İkra İrem Demir
@Demirem_4
Seni tanıdığımda, dilini hiç bilmediğim kimsesiz bir ülkeydin. Sanmıştım ki zamanla öğrenirim lisanını, çözülür harf harf bana. Meğer bu, yanılgıların en büyüğüymüş. Ezbere bildiğimi sandığım her sokak, şimdi yönünü değiştirmiş. Bildiklerim silinmiş, yollar kaybolmuş. Oysa hâlâ her köşede seni arıyorum. Her yol seni gösterir sanırken, hepsi başka bir boşluğa çıkıyor. Ve galiba bu yanılgıların içinde en güzeli de bu: Yenilmiş olmak. Sessizce, kimseye anlatamadan, kendime bile itiraf edemeden yenilmek sana. Bir zamanlar seni anlatabileceğimi sanırdım. Kelimelerle, cümlelerle, yazılarla… Ama şimdi biliyorum ki, seni anlatmak değilmiş mesele. Çünkü bazı insanlar anlatılmaz, sadece susularak anlaşılırmış. Ve ben seni en çok, içimde sustukça anladım.
Reklam
Ne benim alışmışlıklarım değişiyor ne bizim cadde de yanan ışıklar. Misal kırmızı ışık dakikada 100 kere seğiriyor, bozuk sokak lambası 110 kere. Şarkılar kaç dakika da bitiyor sayamadım henüz fakat göz yaşlarım hiç bitmiyor. Sahi, insan hep aynı şeyler için mi biter?
Alıntı
Eleştiremeyenlerden eleştiriler.
Puan vermedi
GÜL YETİŞTİREN ADAM Bir kitabı anlamak, yazarını anımsamakla başlar. Yedi Güzel Adam’ın en manacısı, Özdenören’i. Adını daha önce duyduğum, anımsamakta geç kaldığım şehirlerin öykücüsü. İlk ve tek roman kitabı olan “Gül Yetiştiren Adam”da, 1970’li yılların bunalımlı toplumunun yaşadığı keskin mücadeleyi iki cepheden anlatmaktadır. Bir tarafta yaşadıklarıyla neye uğradığını şaşıran bir neslin trajedisi; diğer taraftan ise Batılılaşma etkisinde benliğini bir kenara bırakıp yaşattıklarıyla afallatan modern yaşamın süslü yüzü... Kitabın ilk bölümünden itibaren bahsettiği, kaybettiğimiz birçok değer vardır. Bunlardan biri de ‘dil’dir. "Dilini kaybetmiş bir millet yok olmaya mahkûmdur." Diline sahip çıkamayan bir milletten, dinine sahip çıkmasını bekleyememekte çok haklıdır Gül Yetiştiren Adam. Kaybettiğimiz değerleri bize hatırlatan, pek manidar bu eserin ana kahramanı Gül Yetiştiren Adam, verdiği mücadelenin arkasında duran dirayetli bir karakterdir. Bir diğer ana karakterimiz Sitare’nin ise yaşadıklarıyla kendini kaybedip “ne oldum delisi” olmasının en büyük etkeni de yaşadıklarının sonunu, ardını düşünmeden yaşamasıdır. Sahi, Nazım’ın şiirinde bahsettiği gibi: “Sen yanmazsan, ben yanmazsam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” İki farklı bakış açısı, tek bir sonuç... Bugün, yarın için yanmayan Sitare de aydınlığa çıkamadan, modern çağın son hediyesi olan intihara(!) teslim olmuştur. 80 yaşında bile dert bildiği sevdası için mahpusa düşen Gül Yetiştiren Adam, yarınları aydınlığa çıkarabildi mi? Pek sanmam. Kendi ilkesini, kendisini gerçekleştirmek için çabalaması çok daha manidardır. İlkesi olan “Bir kimse zalim bir padişaha ‘adildir’ derse, kâfir olur.” sözüne çok sarılıp çok susuyordu; ‘adil’ dememek için ‘kâfir’ olmamak adına. “Savaşarak neyi ortadan kaldırmak
1000Kitap
Gül Yetiştiren AdamRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 202121,6bin okunma
Garip serzenişler içerisindeyim. Uzun bir yoldayım ve hissediyorum; bu sefer bu yollardan son geçişim. Hissediyorum, sana o son sarılışımdı. Artık bu yolların da, yaşayacağım günlerin de bir yarını kalmadı. Ölmek… ne garip bir şey. Aklıma hep yaşayamadığım günler geliyor. Ölümü hissetmek ise daha da garip; aşamadığım dünler düşüyor aklıma. Düşünme dersin düşünmek ölüm kokuyor.
Bizim kalbimiz hep kırıktır çocuk. Ama, yinede eksik etmeyiz sol cebimizden umudu...
Edebiyat