Etraf bu denli hayat doluyken, kim bu eski derme çatma, her yanından örümcek ağları sarkan bir samanlıkta otururdu ki? Bunu ancak etrafındaki güzelliği göremeyecek kadar büyük acılar yaşamış biri yapabilirdi. Nasıl bir acı insanı bu kadar kör edebilirdi? Yaşamdan daha kıymetli ne olabilirdi dünyada?
Kapıyı açan yaşlı kadın, az önceki olağanüstü hareketini hiç yapmamış gibi sakindi. "Hadi yavrum, buyurun içeri," diye seslendi, ancak dudaklarının kenarında zor bastırdığı bir gülümseme vardı. Cam gibi gözleri parıldıyordu.
"Sen kimsin? Cin misin?" Diye ciddiyetle sordu.
Adam, bir kahkaha attı ve
"Hayır, onlar masal. Ben gerçeğim! Ayrıca, bir lambadan çıkamayacak kadar iriyim," diye yanıt verdi.
Tiamat maalesef hiç hoşuma gitmedi. Atmosferi ve olay örgüsü başta ilgi çekici gibi görünse de okudukça fikrim değişti ve kitabı sadece başladığım için bitirme ihtiyacı duydum. Sürekli kelime tekrarları ve yansıma sözcüklerin çok fazla ve çocuksu olması okuma zevkimi iyice azalttı. Çok ağır ilerlediği için bitirmekte zorlandım.
İhsan Oktay ANAR’ın okuduğum ilk kitabıydı ve bu yüzden yazara karşı bir önyargı besledim. Sanırım diğer kitaplarını alıp okumaya cesaret edemeyeceğim.