Onlara göre, kadın kıyamet gününe kadar dinin vazettiği şekilde, yani şu an olduğu gibi kalmalıdır. Dünya değişebilir, her şey değişebilir hatta bizzat beyefendinin kendi şahsı ve oğlu değişebilir ama kadın olduğu yerde durmalıdır. Bizzat peygamberin kendisi, kadını, bu beyefendinin istediği tarzda dizayn etmiştir.
Teslimiyetten kaynaklanan muhafazakarlığı, geleneklere tapıcılığı, geçmişi yüceltmeyi ve her türlü yenilik ve değişimden kaçmayı “İslam” ile bir tutma hatasına düşmüşlerdir.
Nitekim gözün sözü, dilin sözünden daha samimi ve sadık değil midir? Ve gözyaşı, en güzel şiir, en takatsiz aşkın ifadesi, en yanık iman, en ateşli duygu, en halis söz ve en latif sevgi değil midir?