O zaman bir hayal daha kuralım: Bir ikindi vakti Lahorlu hacılarda oturmuşuz, Mescid-i Aksa'nın avlusundayız; bir zamanlar buralarda İsrail bayrağı dalgalanıyordu hafazanallah, filan diye gülüşüyoruz.
Kudüs, böyle bir yerdir: Maddi manevi bir kavşaktır. Her zaman mecburen yolumuzun üzerindedir.Bizi buluşturur, kendisi hakkında konuşturur, dert ya da deva olur. Kudüs'ü yok sayarak ne bugünü, ne yarını anlayabiliriz. Müslüman'ın siyasetinin ufkunda da o vardır, maneviyatının ufkunda da. Siyasi miracı da , maneviyatın miracı da Kudüs'e uğramak zorundadır.
Artık burası sert gücün peşinde bir dünya. Centilmenlik, nezaket, ahlaki yetkinlik, adanmışlık, kaderle barışık yaşamak veda mektuplarını, yazar kasalarımıza, ışıltılı arabalarımıza, çelik gökdelenlerin girişine ve ekranlara iliştirilerek aramızdan ayrıldılar.
Rabiatü'l Adeviyye'ye bir adam gelmiş. Başlamış huzurunda dünyayı yermeye: ''Dünya şöyle kötü, böyle bayağı, şu kadar adi. Ah şu dünyanın ettikleri.'' Epey uzun da süren bu yerme seansından sonra, tarihin gömdüğü en dev kadınlardan olan Rabia Sultan ona şöyle demiş: ''Bitirdiysen, senin şu ana kadar ne yaptığını söyleyeyim. Senin konuşmandan benim anladığım, sen dünyayı çok önemsemiş, onu çok kafaya takmışsın.