''Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek; bunu yapabilmek içinde adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir.''
Biraz zaman kazanınca, serbest zamanını artırmak için daha fazla uğraşıyor insan. Canlanıyor. Hayattaki mecburiyetlerde kurtulma duygusunu yaşadıkça, dolu dolu yaşama isteği artıyor.
Düşüncelerine ne kadar güvenebilirdi insan? Düşüncelerimi hayatın gerçekliği mi belirliyordu, benim ruh halim mi? Ama zaten bu ikisi birbirleriyle ilişkili değil miydi?
Vıcık vıcık yüzeysellik yayan şu ''kişisel gelişim'' kitaplarının bağırıp durduğu ''istersen yaparsın!'' sözü tam bir kandırmacaydı. İnsan ancak yapabileceğin isterdi. ''İstemek'' kavramı, ''dilemek'' ten ve ''hayallere dalmak'' tan farklı bir şeydi. Bedelini göze almakla, gereğini yapmakla ilgili bir şeydi.