Derya

Derya
@Deriiyaa
313 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
Güven ne kadar kırılgan bir kelime. Sanki yere düşse tüm harfleri teker teker bir kırılma sesi çıkaracakmış gibi narin. Bir taraftan da güçlü. Sanki bir sığınak gibi, koruyucu kalkan gibi Belki de bu yüzden en çok onu kaybetmekten korkarız. Güven de birden bire kırılmaz aslında. Yavaş yavaş, usul usul incinir. Küçük ihmallerle, ihlallerle incelir, görmezden gelinenlerle zedelenir, “bir şey olmaz” denilen anlarda ise minik minik çatlar. İhmaller çoğaldıkça o sığınağın duvarları da tutmaz olur. İşin en zor yanı ne biliyor musun? Güven bir kere kırıldığında, onu onarmak bir nebze mümkündür belki ama eski haline döndürmek pek mümkün değildir. Çatlayan bir cam gibi düşün. Işık yine içeri girer ama içeri sızan ışık artık başka türlü kırılır. O halde haydi uyan. Güveni kurmanın da, korumanın da emek ve özen istediğini unutmadan uyan. Günaydın🧚‍♂️
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bu hayatta herkesten ama herkesten bir şeyler öğrenebilirsin. Hor görmek “O ne bilir ki!”demek nasıl büyük bir kibir. Kendini üstün görmek bence en büyük körlük. Her insan ayrı bir kitap, her insan ayrı bir deneyimler deryası. Tesadüf diye bir şey yok. Bazen biri çıkar karşına iki cümle eder hayata bakış açın değişir. Bazen de biri çıkar karşına hayatının dersini verir. Bu kişi restoranda masanı siliyor olabilir, çöpünü topluyor olabilir, trafik ışıklarında su satıyor olabilir, tırnağını törpülüyor ya da markette yerleri siliyor olabilir. Her insana okunmayı bekleyen kitap gözüyle bak. Kendine nasıl davranışmasını istiyorsan öyle davran, sana ne söylenmesini istiyorsan onlar dökülsün dilinden. Unutma dünya sanki bir mağara, ne söylersen ne yaparsan mağaranın duvarlarına çarpıp döner sana. Hadi uyan o zaman. Varoluşun değerini ve anlamını unutmadan… Günaydın🧚🏻
Ne diyor Şeker Portakalı kitabı’nın kahramanı Zeze “Senin olan seni bulur.” Bulur mu sahi? Açılır mı kilitli kapılar? Bazen bazı kapıların açılması için önünde dururuz, o kapının ardındakilerin de bizi tanıdığını, beklediğini, değer verdiğini sanırız. Mevlana’nın “Kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil! Ne zaman, bilmem! Yeter ki o kapıda durmayı bil!” Sözleri kalbimizde yankılanır. Kapıyı zorlarız, koşulları sağlarız. Sonra bir bakarız ki kapı aralanmaya başlamış. Hıh deriz oldu işte!O aralıktan içeri baktığımızda ise daha ilk adımı atmadan anlarız ki içerisi bizi aslında hiç anlamamış tanımamışlarla dolu. İşte o noktada da Zeze gider ve Küçük Prens kulağımıza fısıldar. “Kıymetinin bilinmediği yerde durma. Hakkını yiyene bir daha bu fırsatı verme. Saygı görmediğin yerde mücadele bile etme. Bazen kendine en büyük saygı tek kelime bile israf etmeden gidebilmektir.” Haydi uyan o zaman. Bazı kapıları zorlamayı bırakırken, senin olanın seni bulacağını aklından hiç çıkarmadan. Günaydın🧚🏻
Dostoyevski’nin ünlü eseri Suç ve Ceza’da “İnsan ne kadar isterse istesin, unutması olanaksızdır. Her şeyin, geçilmesi tehlikeli olan bir sınırı vardır. Bu sınır bir aşıldı mı artık geriye dönüş yoktur.” der. Her insanın hayatında sınırlarının aşıldığı, sabır taşının çatladığı anlar vardır. O çatlaktan duygular bir cümleyle, bir bakışla, dışarı sızar, İçimizin testisi kırılmıştır artık. O sınır bir geçildi mi, artık ne önceki “ben” kalır, ne de eskisi gibi “biz.” Unutmak ister ama insan unutmaz. Sadece alışır, sessizleşir, kabuğuna çekilir. Tıpkı kışın ortasında donmuş bir göl gibi yüzeyi sakin görünür ama altında hala bir yaşam vardır. Yine de her sabah yeni bir şans verir insana. O halde haydi o şansa uyan. Geçmişin ağırlığını taşırken, bu ağırlığı sırtına yükleyenlerle vedalaşıp, ruhunda kalanlarla birlikte yürümeyi, değişmeyi, dönüşmeyi unutmadan. Günaydın 🧚🏻