Derya

Ne diyor Şeker Portakalı kitabı’nın kahramanı Zeze “Senin olan seni bulur.” Bulur mu sahi? Açılır mı kilitli kapılar? Bazen bazı kapıların açılması için önünde dururuz, o kapının ardındakilerin de bizi tanıdığını, beklediğini, değer verdiğini sanırız. Mevlana’nın “Kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil! Ne zaman, bilmem! Yeter ki o kapıda durmayı bil!” Sözleri kalbimizde yankılanır. Kapıyı zorlarız, koşulları sağlarız. Sonra bir bakarız ki kapı aralanmaya başlamış. Hıh deriz oldu işte!O aralıktan içeri baktığımızda ise daha ilk adımı atmadan anlarız ki içerisi bizi aslında hiç anlamamış tanımamışlarla dolu. İşte o noktada da Zeze gider ve Küçük Prens kulağımıza fısıldar. “Kıymetinin bilinmediği yerde durma. Hakkını yiyene bir daha bu fırsatı verme. Saygı görmediğin yerde mücadele bile etme. Bazen kendine en büyük saygı tek kelime bile israf etmeden gidebilmektir.” Haydi uyan o zaman. Bazı kapıları zorlamayı bırakırken, senin olanın seni bulacağını aklından hiç çıkarmadan. Günaydın🧚🏻
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Dostoyevski’nin ünlü eseri Suç ve Ceza’da “İnsan ne kadar isterse istesin, unutması olanaksızdır. Her şeyin, geçilmesi tehlikeli olan bir sınırı vardır. Bu sınır bir aşıldı mı artık geriye dönüş yoktur.” der. Her insanın hayatında sınırlarının aşıldığı, sabır taşının çatladığı anlar vardır. O çatlaktan duygular bir cümleyle, bir bakışla, dışarı sızar, İçimizin testisi kırılmıştır artık. O sınır bir geçildi mi, artık ne önceki “ben” kalır, ne de eskisi gibi “biz.” Unutmak ister ama insan unutmaz. Sadece alışır, sessizleşir, kabuğuna çekilir. Tıpkı kışın ortasında donmuş bir göl gibi yüzeyi sakin görünür ama altında hala bir yaşam vardır. Yine de her sabah yeni bir şans verir insana. O halde haydi o şansa uyan. Geçmişin ağırlığını taşırken, bu ağırlığı sırtına yükleyenlerle vedalaşıp, ruhunda kalanlarla birlikte yürümeyi, değişmeyi, dönüşmeyi unutmadan. Günaydın 🧚🏻
Tolstoy, Savaş ve Barış’ta “En güçlü savaşçı sabır ve zamandır.” der. O halde güne başlarken hatırlayalım; bazen en büyük dönüşümler, aceleyle değil, sabırla filizlenir. Victor Hugo, Sefiller’de “Hayatta en büyük mutluluk, sevildiğini bilmektir.” der. O halde bugün başkalarının sevgisini değil, kalbimizin sevilmeye layık olduğunu hatırlayalım. Kafka ise Dönüşüm’de fısıldar “İnsan, alıştığı her şeye mahkûmdur.”O halde her sabahın bize yeni bir dönüşüm şansı verdiğini hatırlayalım. Ve Cervantes’in Don Kişot’undaki o unutulmaz cümlesiyle noktayı koyalım. “Delilik, gerçeği olduğu gibi görmek değil; olduğu gibi kabul edememektir.”O halde güne, kendini ve hayatını kabul ederek başlamanın en büyük cesaretin olduğunu hatırlayarak başlayalım. Uyandın mı? Haydi uyan… Klasik eserlerin sesini kalbinde taşıyarak sabırla beklemeyi, sevgiyle yaşamayı, zincirlerini kırmak için çabalamayı ve hayatının gerçeklerini kucaklamayı unutmadan. Günaydın 🧚🏻
“Sen zaten hep böylesin!” nasıl da yargılayıcı, suçlayıcı, etiketleyici, üstten bakan iletişim köprülerini yıkıcı bir cümle öyle değil mi? İnsana kendisini savunma ihtiyacı hissettiriyor. Bunun yerine “Ben böyle hissediyorum” dendiğinde ise aslında kendi duygunun sorumluluğunu aldığını alırsın. “Ben kırıldım” demek ile “Sen beni kırdın” demek aynı şey değildir. İlki köprü kurar, ikincisi köprüleri yakar. Çünkü duygular kişisel bir aynadır; gördüğün senin bakış açındır. Karşındaki kişiyi yargılamak yerine kendi hislerini dile getirmek, hem sana hem de ona nefes alanı açar. Unutma: “Ben dili” kalpleri yumuşatır, “Sen dili” duvarları kalınlaştırır. O halde haydi uyan. Sen diliyle değil, ben diye konuşmanın gücünü unutmadan. 🌿 Günaydın 🧚🏻