Artık sadece giysilerimiz, evlerimiz ya da alışkanlıklarımız değil; duygularımız bile kültürel filtrelerden geçerek şekilleniyor. 'Üzülme, 'negatif olma, 'hep güçlü kal' gibi söylemler, duygularımızı bastırmanın normalleştirildiği bir çağda yaşadığımızı göstermektedir. Bu baskı, pozitif düşünceyi sağlıklı bir tutum olmaktan çıkarıp toksik bir zorunluluğa dönüştürmüştür. Oysa her duygunun yaşanma hakkı vardır. Bastırılan hiçbir duygu yok olmaz; yalnızca yön değiştirir, bedenimize, ilişkilerimize ve yaşamımıza sızar. Gerçek iyilik hâli, duygularla temas kurmakla mümkündür.