Örneğin, ülkemizdeki genç bir feminist, Afganistan'da burka giyen bir kadının ezildiğini ve baskı altında olduğunu düşünür. Bu düşünceyle birlikte bireylerin içinde bulundukları çevreden etkilenerek baskılanabileceklerini de kabul eder. Ancak sıra kendisine geldiğinde, kendi giyim tarzının da benzer bir toplumsal baskının ürünü olup olmadığını sorgulamaz. Oysa aynı şekilde, Afgan kadını da açık giyinen bir Batılı kadının toplumsal baskının etkisiyle “kendini sergilemek” zorunda kaldığını düşünebilir. Üstelik şuna da dikkat edilmelidir: Afganistan'da burka giymek yasal bir zorunluluk değildir. Peki, ülkemizdeki genç feminist neden kendi iradesiyle burka giymeyi seçen bir kadının baskı altında olmadığını kabul edemez? Çünkü meselesi “kadının baskılanması” değildir. Yakın zamana kadar, Müslüman olsun ya da olmasın, bütün medeni toplumlar bugüne kıyasla çok daha örtülü giyinmişlerdir. Bugün Batılı bir feministin açık giyinmesi, o geleneksel toplumsal normların yıkılması anlamına gelir. Burka bu normun bir tezahürüyken açık giyinmek o normu yıkan, dolayısıyla kişiyi özgürleştiren bir eylem olarak görülür. Bu yüzden açık giyinen biri, “acaba ben de baskı altında mıyım" sorusunu sormaz; çünkü zaten normu yıktığı için özgür olduğunu zannetmektedir.