“Eğer beni ölüme mahkum ederseniz, yerimi alacak birini kolay kolay bulamazsınız. Komik bir benzetme yapmak gerekirse, kentimiz iyi yetiştirilmiş, heybetli bir at, ben de bir atsineğiyim; Tanrı beni bu atın üstüne yerleştirdi, ona bağlıyım, çünkü heybetinden ötürü tembelliğe meyleden bu at bir atsineğinin varlığıyla hareketlenebilir... Eğer benim sözlerime kulak verirseniz, hayatımı bağışlarsınız. Ne yazık ki bundan çok umutlu değilim. Belki biraz sonra uy kunuzdan uyanıp Anitus'u dinleyecek ve beni tek bir darbeyle alaşağı edeceksiniz, sonra da uyuklamaya devam edeceksiniz.”
“Sürprizsiz yaşam. Güvenliktesin. Uyuyor, yiyor, yürüyor, yaşamayı sürdürüyorsun, tıpkı gamsız bir araştırmacının labirentinde unuttuğu bir laboratuvar faresi gibi; sabah akşam, hiç yanılmadan, hiç duraksamadan yemliğin yolunu tutan, önce sola, sonra sağa dönen, bulamaç halindeki günlük yem miktarını almak için kırmızı kenarlı bir pedala iki defa basan bir laboratuvar faresi gibi.”
“Köpeklerin Tanrısı, kedilerin Tanrısı, yoksulların Tanrısı olabilirsin, elinde bir tasma, biraz ciğer, biraz servet olması bunun için yeterlidir, ama asla bir ağacın efendisi olmayacaksın. Kendin de bir ağaç olmayı istemekten başka bir şey yapamayacaksın.”